
KURUMSAL YÖNETİM İLKELERİ
1.1. KURUMSAL YÖNETİM
1.1.1. Kurumsal Yönetim Nedir?
Kurumsal yönetim, yönetim fonksiyonlarını da içeren ancak bununla sınırlı olmayan bir çatı kavramdır. Ira Millstein tarafından geliştirilmiş ve yaygın olarak kabul gören bir tanımda da, kurumsal yönetim şirket amaçlarının belirlenmesine yönelik düzenlemeler bağlamında açıklanmaktadır. Buna göre, “kurumsal yönetim, bir şirketin, hak sahipleri ve kamuoyunun menfaatlerine zarar vermeyecek şekilde, mali kaynakları ve insan kaynaklarını kendine çekmesini, verimli çalışmasını ve bu sayede de hissedarları için uzun dönemde ekonomik kazanç yaratarak istikrar sağlamasını mümkün kılan kanun, yönetmelik ve ilgili gönüllü özel sektör uygulamalarının bileşimdir.” Başka bir ifadeyle, kurumsal yönetim şirketlerin
•sermayeyi ve insan kaynaklarını cezbetmesine,
•etkin performans göstermesine,
•hedeflerine ulaşmasına,
•hukuki zorunlulukları ve toplumsal beklentileri yerine getirmesine
yönelik, yasa, düzenleme ve gönüllü özel sektör uygulamalarını kapsamaktadır.
1.1.2. Kurumsal Yönetim İlkelerinin Doğuşu
Değişen dünya ekonomisinde yerellikten, çok uluslu yapıya geçen şirketler ile çok hissedarlı şirketlerin bir gecede yok olup gitmesi, bu dev şirketlerin yöneticilerinin asıl hak sahibi olan hissedarların yararına değil, kendi bireysel çıkarları yararına yönettiklerini ortaya koymuştur.
Dünyada Enron, ülkemizde Yimpaş, Kombassan gibi skandallı batışlar, şirketlerdeki yönetim ve denetim aksaklıklarını ortaya çıkardı. Bu kapsamda OECD tarafından 1998 yılında üye ülkeler ile başlatılan çalışmalar, 1999 yılında OECD Bakanlar Kurulu tarafından onaylanarak dünya genelindeki şirketlerle paydaşları açısından uluslar arası bir referans kaynağı oldu.
Bu doğrultuda birçok ülke yürürlükte olan kanunlarını Kurumsal Yönetim İlkeleri çerçevesinde yeniden şekillendirmiştir.
Özellikle ABD şirket skandallarının ardından kurumsal yönetim uygulamalarını iyileştirmek amacıyla “Sarbanes-Oxley Act” olarak anılan radikal karaları ortaya koymuş, aynı şekilde Almanya kurumsal yönetim ilkelerini yasalaştırarak uyulmasını zorunlu hale getirmiştir, Japonya şirketler hukukunu gözden geçirerek ciddi iyileştirmeler gerçekleştirmiştir.
Ülkemizde de bu gelişmeler TÜBİTAK çatısı altında oluşturulan çalışma grubu ile 2002 yılında çalışmalarına başladı ve 2003 yılında Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği adı altında dernekleşti.
1.1.3. Kurumsal Yönetimin Kapsamı
İster dağılmış mülkiyet yapısı, ister mülkiyet yoğunluğu şeklinde olsun, birden çok ortağın yatırımlarının yönlendirildiği çok ortaklı anonim şirketler, kurumsal yönetime yönelik tartışmalar için başlangıç noktası teşkil etmiş; bu nedenle kavram İngilizce literatürde “corporate governance” olarak adlandırılmıştır. Zira, kurumsal yönetim ilkeleri ile çözüm aranan temel sorunlar, özellikle mülkiyet ve kontrol ayrımının söz konusu olduğu işletmelerde yaygın olarak gözlenmiştir. Bu işletmelerde, şirket üzerinde hak sahibi olan kaynak sağlayıcıların, bu hakları ile orantılı bir güce sahip olamaması kurumsal yönetim çalışmalarının çıkış noktası olmuştur. Bu çerçevede kurumsal yönetim, şirketi yönetenlerle ona kaynak sağlayanlar arasındaki ilişkilerin düzenlenmesini kapsamaktadır.
Yönetim, belli amaçlara ulaşmak amacıyla yapılan planlama, örgütleme, yürütme, koordinasyon ve kontrol faaliyetlerinin yerine getirilmesini ifade ederken, kurumsal yönetim bütün bu faaliyetlerin yerine getirilmesinde menfaat gruplarının çıkarlarının, örgütsel amaçlara ne şekilde yansıtılacağı ve ne şekilde tatmin edileceği ile de ilgilenmektedir.
Yukarıda özetlenen kaynak sağlayıcılarla ilişkiler bakışı, dar anlamda, şirket yöneticileri, yönetim kurulu ve sermayedarlar arasındaki ilişkileri kapsamaktadır. Bu bakış açısı genişletildiğinde ise, şirketin diğer paydaşları ve toplumla olan ilişkisi de kurumsal yönetimin ilgi alanına dâhil olmaktadır.
Şirket amaçlarının bütün menfaat sahiplerinin beklentilerini eşit ölçüde tatmin edecek şekilde belirlenmesi ise, her durumda mümkün olmayabilmektedir. Örneğin, şirketin etkinliği hissedarlar açısından yatırımların geri dönüşünün maksimizasyonu, kredi kuruluşları tarafından borç yükümlülüğünün yerine getirilebilmesi, çalışanlar tarafından iş güvencesi, çalışma ortamının kalitesi gibi değişkenlerle değerlendirilmektedir. Yalnızca hissedarlar açısından bakıldığında dahi, şirket karının uzun vadeli yatırımlara yönlendirilmesi ya da maksimum kar payı dağıtılması çeşitli ve birbiriyle çelişen hissedar beklentileri söz konusu olabilmektedir. Menfaat sahiplerinin beklentilerinin en azından “zaman zaman” birbiriyle çelişebilecek olması, şirket amaçlarının belirlenmesini kritik bir görev haline getirmektedir.
Şirket yönetimi, bütün bu ilişkileri göz önünde bulundurarak, hissedar ve tüm menfaat sahiplerinin beklentilerinin dengeli bir şekilde tatmin edilmesi ve şirketin uzun vadede sürdürülebilir bir performans düzeyine ulaşması çabasında olmalıdır. Kurumsal yönetimle ilgili düzenlemeler de, adillik, şeffaflık, hesap verebilirlik ve sorumluluk olarak adlandırılan dört temel ilkeye odaklanarak şirketin gerekli kaynakları çekebilmesini amaçlamalıdır.
Kurumsal yönetimin bu dört temel ilkesi, performans ölçümü ve geliştirilmesi esasına dayalı olarak birbirleriyle ilişkilendirilmekte ve böylece, şirketlerin hissedarları için değer yaratırken, toplumsal değerlerle de uyumlu çalışması beklenmektedir.
1.2. DÖRT TEMEL İLKE
1.2.1. Adillik
Adillik ilkesi, şirket yönetiminin bütün hak sahiplerine karşı eşit davranmasının ifadesidir. Bu ilke, azınlık hissedarlar ve yabancı ortaklar da dâhil olmak üzere hissedar haklarının korunmasını ve yapılan sözleşmelerin uygulanmasını ifade etmektedir. OECD Kurumsal Yönetim İlkeleri, adillik ilkesini aşağıda belirtilen iki maddeye bağlı olarak geniş şekilde incelemektedir.
Madde 1: Kurumsal yönetim çerçevesi, hissedarlık haklarını korumalı ve bu hakların kullanılabilmesini kolaylaştırmalıdır.
Bu madde hissedarları, mülkiyetin sahibi olarak tanımaktadır. Hissedarlar, şirketin yasal olarak tanınmış ve bölünebilir hisselerinin sahibi olarak şirketteki çıkarlarını sürdürme veya elden çıkarma hakkına sahiptir. Etkili kurumsal yönetim, bu mülkiyet hakkını koruyan ve güvenli sahiplik, kayıt ve transfer yöntemlerini içeren yasa, prosedür ve uygulamalara dayanmaktadır. Bu ilke, yönetim kurulu üyelerinin seçimi, önemli birleşme ve satın alma işlemlerinin onaylanması gibi kritik şirket kararlarına hissedarların katılım haklarını da tanımaktadır.
Madde 2: Kurumsal yönetim çerçevesi, azınlık ve yabancı hissedarlar da dâhil, bütün hissedarlara eşit muamele yapılmasını güvence altına almalıdır. Bütün hissedarlar haklarının ihlali halinde yeterli telafi ya da tazminat elde etme imkânına sahip olmalıdır.
Bu maddeye göre, hukuki çerçeve azınlık hissedarları şirket varlıklarının yanlış kullanımı veya hâkim hissedarlar, yöneticiler veya yönetim kurulu üyelerinin işlemlerine karşı koruyan yasaları içermelidir.
1.2.2. Sorumluluk
Madde 3: Kurumsal yönetim çerçevesi, paydaşların haklarını yasalarda ve ikili anlaşmalarda belirtildiği şekilde tanımalı, servet ve yeni iş alanları yaratmada şirketler ve paydaşlar arasında etkin işbirliğini ve mali açıdan güçlü işletmelerin ayakta kalmasını teşvik etmelidir.
Bu madde, şirketlerin hissedarları için değer yaratırken toplumsal değerleri yansıtan kanun ve düzenlemelere uyum gösterecek şekilde faaliyet göstermesini ifade etmektedir. Ancak,
Kurumsal Yönetim İlkeleri, genel olarak kanunların sorumluluk açısından minimum standartları oluşturduğunu, gerçek anlamda sorumlu şirket davranışının ise yasal zorunlulukların ötesine geçilerek yerine getirilebileceği vurgulamaktadır.
Kurumsal yönetim ilkeleri bu doğrultuda, çalışanların yönetime katılımını teşvik edici mekanizmaların geliştirilmesini önermekte ve bütün paydaşların kaygılarını yönetim kuruluna iletebilmesi için gerekli ortamın sağlanmasının önemi vurgulanmaktadır. Ayrıca, kurumsal yönetim ilkelerinde alacaklıların hakları üzerinde de durulmakta; etkili bir iflas çerçevesi ve alacaklı haklarının etkin bir şekilde icraya konulmasının altı çizilmektedir.
1.2.3. Şeffaflık
Madde 4: Kurumsal yönetim çerçevesi, şirketin mali durumu, performansı, mülkiyeti ve idaresi dâhil olmak üzere şirketle ilgili bütün maddi konularda doğru ve zamanında açıklama yapılmasını sağlamalıdır.
Şeffaflıkla ilgili madde, şirketin kamuoyu ile doğru, açık ve karşılaştırabilir bilgi paylaşımını gerektirmektedir. Zira, yatırımcılar ancak tatminkar düzeyde kaliteli bilgiye sahip oldukları durumda kaynaklarını etkin bir şekilde yönlendirme olanağı bulacaktır. Bu nedenle, şirketin geçmiş dönem performansı ile birlikte geleceğe yönelik amaçları ve karşılaşacağı önemli risklerin yatırımcılara duyurulması, iyi kurumsal yönetimin gereği olarak değerlendirilmektedir. Şeffaflık ilkesi, yalnızca faaliyet sonrasında değil, faaliyetin gerçekleştirilmesi sırasında ve öncesinde de geri bildirim sağlanmasına yönelik olanakların geliştirilmesine yönelik düzenlemeleri teşvik etmektedir.
Şeffaflık konusunda uygulamada karşılaşılan en ciddi sıkıntılardan biri de çeşitli ülkelerde uygulanan muhasebe standartlarındaki farklılıklar nedeniyle finansal bilgilerin karşılaştırabilir olmaktan uzaklaşmasıdır. Finansal bilgilerin karşılaştırılabilirliğini sağlamak amacıyla, Avrupa Birliği 2005 yılından itibaren bütün halka açık şirketlere, konsolide tablolarını Uluslararası Muhasebe Standartları Komitesi tarafından yayınlanmakta olan Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (UFRS) uyarınca hazırlanmasını zorunlu kılmıştır. Türk Muhasebe Standartları Kurulu (TMSK) da 2006 yılında UFRS’yi Türkçe’ye çevirmiştir. 2007 yılında kanunlaşması umulan yeni Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nda halka açık olsun olmasın ülkemizdeki tüm işletmelere muhasebe ve finansal raporlama konularında TMSK tarafından yayımlanan, UFRS`ye uyumlu Türkiye Muhasebe Standartları`na uymaları mecburiyeti getirilmektedir.
1.2.4. Hesap Verebilirlik
Madde 5: Kurumsal yönetim çerçevesi, şirketin stratejik rehberliğini, yönetim kurulu tarafından yönetimin etkin denetimini ve yönetim kurulunun, şirkete ve hissedarlara karşı hesap verme yükümlülüğü taşımasını sağlamalıdır.
Faaliyet öncesinde, sırasında ve sonrasında geri bildirim sağlanmasını içeren şeffaflık ilkesinin aksine, hesap verebilirlik ilkesi faaliyet sonrasını kapsamaktadır. Bu ilke, yönetim kurulunun tepe yönetim performansını bağımsız bir şekilde izlemesini ve tepe yöneticilerin hissedarlara karşı hesap verebilirliğinin temin edilmesini gerektirmektedir. Bunun sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için, yönetim kurulu ve tepe yönetim arasında sorumlulukların ne şekilde paylaşıldığı netleştirilmelidir. Aksi takdirde, karar verme gücünün hangi mercide olduğu, dolayısıyla bu kararlar için hesap verme yükümlülüğünün kimde olduğu belirsiz kalacaktır. Başka bir ifadeyle, yönetim kurulu ve tepe yönetim arasında etkin bir işbölümü, kurumsal yönetimde hesap verebilirlik ilkesinin vazgeçilmez koşuludur. Bu nedenle, kurumsal yönetimle ilgili rapor ve kodlarda yönetim kurullarının yapısı ve işleyişi ile ilgili düzenlemeler ağırlıklı bir yer tutmaktadır.
1.3. KURUMSAL YÖNETİM İLKELERİ NEDEN GEREKLİ?
1.3.1. Düşük Maliyetli Finansal Kaynaklar için Rekabet
Kurumsal yönetimin, ulusal ekonomiler için önemini artıran temel etkenlerden biri küresel rekabettir. Günümüzde, yabancı yatırımcılar bir hissedar grubu olarak önemli bir finansman kaynağını temsil etmektedir. Sermaye piyasalarının gittikçe daha küresel bir konuma ulaşmasına paralel olarak, yabancı yatırımcıların sağladıkları kaynaklara ilişkin hesap verebilirlik beklentileri de artmaktadır. Bu beklentileri karşılamakta daha başarılı olan ülkeler, yabancı kaynak konusundaki uluslararası rekabette avantajlı konuma ulaşmaktadır. Şirketlerin ve sonuç olarak ekonomik sistemin düşük maliyetli yatırım sermayesini cezbedebilmesi, ancak yatırımcı güveninin geliştirilmesi ile mümkün olabilir. Bu güvenin özünde ise, şirkete sağlanan kaynakların yatırımcılarla üzerinde anlaşıldığı amaçlar doğrultusunda kullanılması yatmaktadır.
İşletmelerin sermaye artışı gereksinimlerinin artan oranda hisse satışı yoluyla karşılanması, ekonomideki hissedar sayısını artırmaktadır. Yatırımcılar, tasarruflarını yönlendirecekleri şirketin mali raporları kadar, iyi yönetilip yönetilmediği de göz önünde bulundurmaktadır. Sermaye piyasası araçlarını kullanarak, daha geniş bir yatırımcı potansiyelinden borçlanma olanağı tanıyan uluslararası sermaye akımlarından uzun vadeli kaynak sağlamak isteyen ülkeler için, kurumsal yönetim uygulamalarına işlerlik kazandırmak büyük önem taşımaktadır.
1.3.2. Kaynakların Etkin Kullanımı
Kurumsal yönetim, gerek tek bir şirket özelinde gerek daha geniş ekonomide kaynakların etkin kullanımını özendirmektedir. Ekonomik sistemin sağlıklı işlemesi için, borç ve özsermaye niteliğindeki kaynaklar, bunları en etkin şekilde yatırıma dönüştüren şirketlere yönelmelidir. Bu açıdan, kurumsal yönetim kıt kaynakların korunmasına ve büyümesine yardımcı olarak, toplumsal ihtiyaçların tatmin edilmesini sağlamaktadır.
İyi kurumsal yönetim, kaynakları etkin bir şekilde kullanmayan, gerekli beceriye sahip olmayan veya kişisel amaçlarını şirket amaçlarına üstün tutan yöneticilerin değiştirilmesini sağlayarak sermayenin daha verimli kullanılmasını sağlamaktadır. Öte yandan, yöneticilerin, şirket lehine uygulamalarının teşviklerle özendirilmesi, kurumsal yönetim sisteminin işletmelerdeki mevcut kaynakların etkin kullanımını sağlayan önemli bir kuralıdır.
Şirketler başarılı performanslarını hissedar ve diğer paydaşların çıkarlarını tatmin edebildikleri ölçüde uzun vadede sürdürülebilir kılmaktadır. Yetersiz kurumsal yönetim yapısı nedeniyle değer yaratma potansiyelini gerçeğe dönüştüremeyen her işletme, ekonomik büyüme açısından önemli bir kayıp oluşturmaktadır.
1.3.3. Şirket Performansının Artması
Kurumsal yönetimin hesap verebilirlik ilkesi gereğince, yönetim performansının objektif olarak izlendiği sistemlerin oluşturulması, performans artışına olanak sağlamaktadır. Zira şirket amacı ne olursa olsun, etkili bir kurumsal yönetim, yönetim kurulu ve yöneticilerin bu amaç doğrultusunda faaliyet göstermesini temin etmeye yönelik sistemlerin kurulmasını teşvik etmektedir. Yönetim kurulu performans değerlendirmesi buna örnek gösterilebilir. Kurumsal yönetim ilkeleri, yönetim kurulu performansının üyeler tarafından genel olarak ve bireysel düzeyde değerlendirilmesini önermektedir. Performans değerlendirmesi ile üyelerin kişisel ve kolektif görevlerinin netleştirilmesi ve yönetim kuruluna bu görevleri ne kadar başarılı yerine getirdiğine ilişkin geri bildirim sağlanması mümkün olmaktadır. Böylece yönetim kurulunun şirkete daha fazla katkıda bulunması sağlanmaktadır. Aynı şekilde, tepe yönetimin performansı da şirket amaçlarını yansıtan hedeflere ulaşma derecesine dayalı olarak yönetim kurulu tarafından sistematik olarak değerlendirilmelidir. Şirket yönetimi için gerçekçi, net ve ölçülebilir hedefler koyulmasını beraberinde getiren bu sistem, performansın sürekli olarak izlenmesini ve kontrol edilmesini zorunlu kılmaktadır.
1.3.4. Çıkar Çatışmalarının Önlenmesi ve Sürdürülebilirlik
Şirketlerin yakaladıkları başarılı performansı uzun vadede kalıcı kılmaları için menfaat sahiplerinin çıkarlarının uzlaştırılması büyük önem taşımaktadır. Aksi takdirde, ekonomik etkinlik için gerekli kaynakları sağlayan menfaat sahipleriyle ilişkilerin zayıflaması sonucunda, şirket etkinliğini getirmiş olan koşullar ortadan kalkacaktır. Örneğin, yönetimin yatırımcı çıkarlarını gözardı etmesi halinde gerekli finansal kaynaklara ulaşılamayacak ya da şirket daha yüksek maliyetli finansmana razı olmak durumunda kalacak; benzer şekilde şirket stratejisinin tedarikçilerin çıkarlarını tehdit etmesi halinde üretim etkinliği zarar görecektir.
Kurumsal Yönetim İlkeleri, karar sürecinde menfaat sahiplerinin çıkarlarının gözden geçirilmesini vurgulamakta, bunun için gerekli araçları tanıtmakta ve farklı çıkarların dengeli bir şekilde şirket stratejilerine yansıtılmasının yolunu açmaktadır. Böylece, işletmelerin başarısı için çalışanlar arasında oluşturulması gereken “amaç birliği” kavramı, bir anlamda diğer menfaat sahiplerini de kapsayacak şekilde genişletilmektedir. Böylece, katılımcılık anlayışı güven unsurunu olumlu yönde etkilemektedir.
1.3.5. Birleşme ve Satın Almalar
İçinde bulunduğumuz dönemde, kurumsal yönetimin önemini üst sıralara taşıyan etkenlerden biri de artan rekabet koşullarının beraberinde getirdiği konsolidasyon eğilimidir. Giderek artan bir şekilde iş yaşamının gündemine girmekte olan şirket birleşme ve satın almaları, iş görme kültüründe zorunlu bir değişim yaşanmasına neden olmaktadır. Yönetim kurulu ve üst yönetim düzeyinde daha formel süreçlere sahip olan şirketlerin çalışma kültürleri, birleşme sonrası yeni şirketin süreçleri üzerinde de belirgin bir etkiye sahip olmaktadır.
Birleşme öncesinde şirket içinde uzun vadeli ilişkilerin getirdiği güven nedeniyle açık ve net biçimde tanımlanmamış olan birçok konu, ortaklar arasında hesap verebilirliğin sağlanması ve tarafların ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi amacıyla daha biçimsel yöntemlere dayandırılarak karşılıklı yükümlülükler net olarak ortaya konmaktadır. Yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi, görev tanımlarının yapılması, yıllık çalışma planının oluşturulması, performans değerlendirme yöntemlerinin geliştirilmesi ve yönetim kurulu toplantılarının gündeme bağlanarak daha düzenli bir şekilde yürütülmesi buna örnek gösterilebilir.
2.TÜRK TİCARET KANUN TASARISI
2.1. TASARININ HAZIRLANMASINI GEREKTİREN FAKTÖRLER
1 Ocak 19572’de yürürlüğe giren Türk Ticaret Kanunu, yürürlükte olduğu yaklaşık 50 yıllık süre içinde günün ihtiyaçları dikkate alınarak birçok değişikliğe uğradı.
AB, NAFTA, WHO gibi dünya ticaretinde etkisi olan, ekonomik ve bölgesel örgüt ve birliklerin oluşturdukları maddi hukuk kurallarının OECD’nin de katkılarıyla uluslar üstü hukuk kuralları yaratmaları sonucunda, bu uluslar arası piyasaların bir parçası olmak zorunluluğuna olan ülkemizde de bu piyasaların kurallarına uyum sağlayacak bir Ticaret Kanununa ihtiyaç doğurmuştur.
1960’ların ortalarında kurulan AET’nin küresel, ekonomik, ticari ve siyasi bir güç haline gelmesi sonucunda AB’nin kurulması ve serbest Pazar ve rekabet ekonomisinin tüm ülkelerde yaygınlık kazanması, bu kavramların Ab için ortak değerler olarak kabul
edilmesi ve Kopenhag kriterlerine eklenen “Başvuruda bulunan her ülke topluluğa üye olması ile birlikte, anlaşmaları ve anlaşmaların öngörülmüş hedeflerini, anlaşmaların yürürlüğe girmesinden itibaren verilmiş her türlü düzenlemeleri, kararları ve topluluğun kurulması ve güçlendirilmesi amacıyla açıklanmış görüşleri çekincesiz kabul etmek zorundadır.” (ABRG 1972, Nr 73,3) maddesinde, AB üyeliği için çalışan ülkemizde bu ilkeler doğrultusunda yeni bir Ticaret Kanunu hazırlanmasını zorunlu kılmıştır.
Ülkemizde şirket topluluklarının artması ve bu işletmelerin kendi menfaatlerine kararlar alması, bu kararlardan çoğu zaman yarardaşların zarar görmesi şeklinde hukuk dogması ile gerçek arasındaki çelişki sorunsalları.
Uluslar arası piyasada iş yapan ve Kurumsal Yönetim İlkeleri doğrultusunda oluşturulan oluşturulan işletmeler ile mevcut Ticaret Kanunumuz arasında uyumsuzluklar yaşanması ve kanundan kaynaklanan boşlukları diğer ülkelerdeki yatırımlarına göre kötü amaçlı kullanmaları.
Mevcut kanunumuzdaki işlem şartları, aynı kanundaki menfaat dengesini kuran yedek hükümleri ortadan kaldırarak yukarıda anlattığımız durumların oluşmasına zemin hazırlamıştır.
Bilgi ve belgelerin elektronik ortamlarda oluşturulmasına ve saklanmasına başlanması, internetin günlük hayata sıra dışı bir hızla girip her alanda kullanılır bir hale gelmesi, şirket organlarıyla ilgili toplantılara ilişkin çağrıların e-mail ile yapılması, çok uluslu şirketlerde yönetim kurulu üyelerinin toplantılara uzaktan katılmalarının, öneri sunmalarının ve oy kullanmalarının internet aracılığıyla yapılmasını sağlayacak teknik altyapının oluşturulması, mevcut kanunumuzdaki fiziki olarak bulunma zorunluluğu ile çelişmekte, bu konuda da teknolojiye ayak uyduracak kanuni altyapının oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır.
2.2. YENİ TÜRK TİCARET KANUN TASARISININ OLUŞTURULMASI
Adalet Bakanlığının 1957 yılında kabul edilen mevcut Ticaret Kanunun hazırlanmasında da görev alan Prof. Dr. Ünal TEKİNALP öncülüğünde Adalet Bakanlığı temsilcileri, Üniversite Öğretim Üyeleri, Sermaye piyasası Kurulu, Türkiye Noterler Birliği, Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Türkiye Odalar Birliği temsilcilerinden 1999 yılında oluşturulan komisyon tarafından hazırlanan kanun tasarısı Bakanlar Kurulu tarafından imzalanarak TBMM’ye sunulmuştur.
Avrupa Birliği Müktesebatına uyumda dikkate alınarak hazırlanan Yeni Türk Ticaret Kanun Tasarısı 1535 maddeden oluşmaktadır. 10 Şubat 200’de yapılan ilk komisyon
toplantısında tasarının 6 kitap halinde oluşturulmasına ilişkin karar alınmış ve her kitap için bir alt komisyon oluşturulmuştur.
3. TÜRK TİCARET KANUN TASARISINDA KURUMSAL YÖNETİM İLKELERİNİN YERİ
Yeni Türk Ticaret Kanun Tasarısını hazırlayan komisyona başkanlık eden Prof. Dr. Ünal TEKİNALP’in “Türk Ticaret Kanun Tasarısı, kurumsal yönetim felsefesinin şeffaflık, hesap verebilirlik, nesnel adalet ve kurumsal ve toplumsal sorumluluk ilkelerini sadece borsa şirketlerine özgülenmiş, onları aynı zamanda anonim ve limited şirketler hukukunun bir parçası haline getirmiş, yani bir anlamda somutlaştırmış.”şeklindeki açıklaması Kurumsal Yönetim İlkelerinin hazırlanmakta olan Türk Ticaret Kanun Tasarısında önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir.
Tasarı kurumsal yönetim ile ilgili olarak bir taraftan ilkesel ve genel hükümler öngörmüş, diğer taraftan da, çeşitli konularda anılan ilkelere uygun düzenlemeler yapmıştır
3.1. KURUMSAL YÖNETİM İLKLERİNİN DÖRT TEMEL İLKESİNİN TÜRK TİCARET KANUN TASARISINDAKİ YERİ
3.1.1. Adillik
Adillik ilkesi, pay sahipleri arasında ve pay sahipleri ile ortaklık arasında ortaya çıkan menfaat çatışmalarının hakkaniyet ve eşitlik ilkeleri ekseninde çözüme kavuşturulmasını gerekli kılmaktadır. TTK Tasarısı m. 357, bugüne kadar bir “Anonim Ortaklıklar Hukuku değeri” olarak ortaya çıkan eşitlik ilkesini, kanuni güvence altına almaya yönelmiştir. Buna göre, tüm pay sahiplerinin eşit koşullarda eşit işleme tabi tutulacağı açık bir kuralla öngörülmektedir.
Meseleye organların konumu açısından yaklaşıldığında, hem her bir organın kararları (bireysel konum) hem de organların etkileşimi (karşılıklı konum) adillik ilkesi gözetilerek yapılandırılmalıdır. İlk olarak, genel kurulda alınan kararlarda eşitlik ilkesinin göz ardı edilmesi ve eşit koşullardaki pay sahiplerine farklı işlem yapılması, ilgili kararın geçersizliğine yol açacaktır. TTK Tasarısı m. 391, aynı yaptırımı yönetim kurulu kararları açısından da açıkça belirtmektedir: Eşitlik ilkesine aykırı yönetim kurulu kararları, batıl (kesin anlamda geçersiz) olarak nitelendirilecektir.
Organlar arasındaki etkileşim bağlamında adillik ilkesi nasıl hayata geçirilebilir? Bu sorunun anahtarı yönetim kurulunun elindedir. Genel kurul toplantısının davetinden toplantı sürecine, toplantı sürecinde pay sahiplerinin katılımlarından genel kurul kararlarının icrasına değin uzanan yelpazede yönetim kurulu, pay sahiplerinin adil bir biçimde pay sahipliği haklarından yararlanmasını temin etmelidir. Bu alanda çıkacak
aksaklıklar konusunda yönetim kurulu gereken önlemleri almalı, genel kurul toplantısındaki muhtemel aksaklıklar konusunda ise genel kurul başkanlık divanını uyararak meseleye yön vermelidir.
Adillik ilkesi, sonuçta bireysel pay sahipliği haklarının ve azınlık paysahipliği haklarının hakkıyla yerine getirilmesini ilgilendirir. Bu noktada yönetim kurulu, ortaklığın somut gerçekliğinden hareketle menfaat sahipleri çevresini belirlemeli, bu çevrenin kompozisyonu üzerinde durmalı, bu noktadan hareketle muhtemel menfaat çatışmalarının çıkabileceği alanlar belirlenmelidir. Pay sahiplerinin bir kesimini bayilerin oluşturduğu anonim ortaklıklarla, sürekli sermaye piyasasından finansman sağlayan ve çok sayıda yatırımcı ortağa sahip olan anonim ortaklığın dinamikleri birbirinden farklıdır. Bu da göstermektedir ki, her anonim ortaklığa biçilebilecek tektip bir kurumsal yönetim, tektip bir adalet standardı mevcut değildir
Kurumsal yönetimin adalet sacayağının en önemli unsuru, hakkaniyettir. Hakkaniyet ise, somut olay adaletidir. Somut olay adaleti, sınırlı bir işlev alanına ve ömrüne sahip olan genel kurul tarafından belirlenemez. Bunu belirleyecek ve genel kurula yansıtacak olan organ, genel kuruldur.
3.1.2. Şeffaflık
Kurumsal yönetimin şeffaflık idesi, hem yönetsel hem de mali anlamda saydamlığı gerektirir. Yönetsel saydamlık, her şeyden önce organların yetki dağılımının ve özellikle yönetim organının unsurlarını oluşturan yönetim kurulunun ve diğer yöneticilerin hiyerarşik yetki dağılımının net bir biçimde belirlenmesini gerektirmektedir. Bunun aracı, ana sözleşme ve ona dayanarak hazırlanacak yan düzenlemelerdir. Mali saydamlık ise, ortaklığın mali yapısının ve alacağı mali kararların denetime elverişli ve izlenebilir olmasını ifade etmektedir.
Bu alanda da yönetim kuruluna ciddi bir görev düşmektedir: Yönetim kurulu, hem ortaklığın mali yapısını denetime elverişli bir biçimde oluşturmalı ve denetletmeli, hem de paysahibini bu alanda doyurucu bir biçimde bilgilendirmelidir. Bu yönden, paysahibinin en verimli olarak bilgi alabileceği düzlemin genel kurul olduğu dikkate alındığında, yönetim kurulunun ortaklığın mali yapısını ve geleceğine ilişkin verileri kapsamlı bir biçimde genel kurula aktarması, şeffaflık açısından hayati bir önem taşımaktadır.
Hem genel kurulun hem de yönetim kurulunun şeffaflık ilkesinin gereğini yerine getirmesi, TTK Tasarısı ile sisteme entegre edilen bağımsız denetimin etkinliğine bağlıdır. Denetim sürecinin sonuçları genel kurulda pay sahiplerinin bilgisine sunulduğunda, ortaklığın mali yapısı konusunda doğru bilgi edinilmesi sağlanacaktır. Genel kurulun, finansal tabloların onanması ve ortaklığın malvarlığı üzerinde doğru bir biçimde tasarruf edilmesi yönündeki kararları, doğrudan doğruya şeffaflığın sağlanmasına bağlıdır.
Her sermaye şirketi bir Web sitesi oluşturmak zorundadır.
Sitenin belirli bir bölümü, şirketin kanunen yapması gereken ilânlarına, pay sahipleri ve ortakları açısından önem taşıyan açıklamalarına, yönetim kurulu ve genel kurul toplantılarının hazırlıkları ve yapılması ile ilgili, ortaklara sunulması gereken belgelerin açıklanmasına, bu kurullara ilişkin davetlerin yapılmasına, oy verme, şeffaflık ve kamuyu aydınlatma yönünden zorunlu ve bilgi toplumu bağlamında yararlı görülen hizmet ve bilgilerin sunulmasına, bilgi almaya yönelik sorulara, verilen bilgiye ve benzeri diğer işlemler ile bu kanunda ve diğer kanunlarda pay sahiplerinin veya ortakların aydınlatılmasının öngörüldüğü konulara tahsis edilmelidir.
Anonim şirketlerde genel kurullara elektronik ortamda katılma, öneride bulunma, görüş açıklama ve oy verme, fizikî katılmanın ve oy vermenin bütün hukukî sonuçlarını doğurur (m.1505).
Elektronik ortamı kullanmak isteyen ortaklar, pay sahipleri ve yönetim kurulu üyeleri e-posta adreslerini şirkete bildirirler (m.1506).
3.1.3. Hesap Verebilirlik
İç sorumluluk olarak da adlandırılan hesap verebilirlik, ortaklık organlarının konumunu doğrudan doğruya ilgilendirmektedir. Hesap verebilirlik, ortaklık organlarının ve bu organlarda karar alma mekanizmalarını işleten yöneticilerin, ortaklığa ve paysahiplerine karşı sorumluluğunu konu edinmektedir. Sorumluluğun içselliği, ortaklık içinde görev ve yetki dağılımının sağlıklı yapılmasını, kimin kime karşı sorumlu bulunduğunun belirlenmesini ve ortaklığın zararına yol açan işlem ve eylemlerin yaptırımının ortaklığın iç sürecinde yaptırıma bağlanmasını gerektirmektedir. Kuşkusuz ki iç sorumluluk da hukuk alemine yansıyacak bir davayla ileri sürülecektir. Fakat sorumluluğun muhatabı ortaklığın kendisi veya onun genel kurulda iradesini oluşturan pay sahipleridir.
Hesap verebilirliğin bu yapısı, organların konumunun dikkatli bir biçimde ele alınmasını gerektirir. Özellikle yönetim teşkilatının örgütlenmesi, farklı yetki mekanizmalarının oluşturulması durumunda dikey ve yatay yetki dağılımının rasyonelleştirilmesi, hesap verebilirliğin zorunlu sonucudur. Karar mekanizmalarında yer alan kimselerin tasarrufları, hem bağımsız denetim sürecinde hem de sonrasında genel kurul düzleminde değerlendirilecektir. Yukarıda incelendiği üzere, ortaklık, ibra kararları marifetiyle belirli durumlarda yöneticilerin sorumluluğuna başvurma hakkından vazgeçebilir. Şu kadar ki, bu karara muhalefet eden pay sahiplerinin açacakları sorumluluk davaları, niteliğine göre zararın ortaklığa veya ilgili pay sahibine tazmin edilmesini sonuçlandıracaktır.
3.1.4. Sorumluluk
Hem ortaklık hem de belirli yetkilere sahip yöneticiler, ortaklığın dışındaki öznelere karşı da sorumludur. Dış sorumluluk olarak da ifade edilen sorumluluk ilkesi, ortaklığın ve yöneticilerin ortaklıkla hukuki ilişki içinde bulunan veya bulunabilecek kimselere ve giderek topluma karşı sorumluluğu konu edinmektedir.
Organların konumu sorumluluk anlamında nasıl etkiler doğurabilir? Bu konuda da kilit organın yönetim kurulu olduğunu belirlemek hatalı olmaz. Anonim ortaklığı hem yönetmek hem de temsil etmek anlamında münhasıran yetkili olan yönetim kurulunun, hukuki işlemlerinde ve yöneticilerin eylemlerinde, ortaklığın hukuki ilişki içinde bulunduğu kimselere, örneğin müşterilere, bayilere ve sermaye piyasası araçları maliklerine karşı sorumluluk anlayışı çerçevesinde hareket etmesi gerekir. Bu kimselerin haklı menfaatlerini gözetmek ve ortaklığın menfaati ile dengelemek, yönetim kurulunun görevidir.
Sorumluluk anlamında yönetim kuruluna düşen bir başka görev, genel kurulun alacağı kararlara sorumluluk anlayışının yansımasını sağlamaktır. Genel kurulun alacağı kararlar, üçüncü kişileri, toplumu, çevreyi etkileyebilir. Yönetim kurulu, bu anlamda sağlıklı karar alınmasının zeminini oluşturmalı; hatalı kararları yeniden genel kurulun incelemesine sunarak doğru karar alınmasını sağlamalıdır.
3.2. TASARIDA ORGANLARIN KONUMU
Genel Kurulun Üstünlüğü
Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) yürürlüğe girdiği dönemde, anonim ortaklıkta genel kurulun yönetim kuruluna nazaran bir üst organ niteliğini taşıdığı görüşü egemendi. Bu görüşe göre, madem ki genel kurul yönetim kurulunu seçen ve azleden organdır ve madem ki yönetim kurulunu faaliyetlerinden dolayı ibra eden veya onun sorumluluğuna gidilmesi yönünde karar alan organ genel kuruldur; bu takdirde genel kurulun yönetim kuruluna nazaran daha üstün olduğunu kabul etmek gerekecektir. Bu görüş bir adım daha ileri gitmekte, yönetim kurulunun genel kurul kararlarını yerine getirmekle yükümlü bulunmasını (TTK.m. 336/4) da genel kurulun üstünlüğü lehine bir gerekçe olarak değerlendirmektedir.
Oysa, genel kurulun bir üst organ olduğu görüşü, anonim ortaklık gerçekliğinde haklılık kazanmamaktadır: Genel kurulun, yönetim kuruluna müdahale edemediği alanlar mevcuttur. Açık bir anlatımla, yönetim kurulu, münhasır yetkilerini kullanırken genel kurula tabi değildir. İkinci olarak, genel kurulun nadiren toplanan ve hantal işleyen bir organ olması, ana sözleşmeye konulan hükümlerle şirket yönetiminde ağırlığın bu iki karar organından yönetim kuruluna kaydırılmasını temellendirmektedir. Bu durumda, genel kurulun yönetim kurulunu ibra etmesi veya sorumluluğuna gitmesi, bu organı seçmesi ve
görevden alması nasıl açıklanabilecektir? Genel kurulun bu yetkisi, yönetim kurulunun faaliyetinin denetlenmesine ve bu faaliyetin şirket açısından yarattığı sonuçların değerlendirilmesine hizmet etmektedir. Kaldı ki, yönetim kurulunun seçilmesi ve azledilmesi meselesi, son tahlilde pay sahiplerinin yönetime katılma yetkilerinin şirket iradesine yansımasını ilgilendirmektedir. Bu yüzden yönetim kurulunun bir başka organ tarafından göreve getirilmesi ve görevden alınması doğaldır. Yoksa bu karar yetkisi, genel kurulun yönetim kuruluna nazaran üstünlüğüne yol açmamaktadır.
Diğer yandan, yönetim kurulunun genel kurul kararlarını yerine getirmekle yükümlü kılınması da yönetim kurulunun tam anlamıyla genel kurula tabi bir organ olduğu anlamına gelmez. Genel kurul, bir karar organı olmakla birlikte bir icra organı değildir. Yönetim kurulunun genel kurulun kararlarını yerine getirmekle yükümlü kılınması ve bu yükümlülüğünü ihlal etmesinin sorumluluğa yol açması, bu organın içe dönük yapısından kaynaklanmakta ve bu organa işlerlik kazandırma amacına yönelmektedir.
Organlar Arasındaki Eşitlik
Bu veriler ışığında Modern Anonim Ortaklıklar Hukuku, organların birbirine üstünlüğü yerine “organların eşitliği” anlayışı üzerine inşa edilmiştir. Türk Hukuku’nda da TTK hükümleri, artık bu doğrultuda yorumlanmaktadır. Açık bir anlatımla, genel kurulun ve yönetim kurulunun ayrı ayrı yetki alanlarına sahip oldukları, bu yetki alanlarının kanunun getirdiği sınırlamalara uymak kaydıyla ana sözleşmeyle değişikliğe uğratılabileceği kabul görmektedir. Farklı bir açıdan bakıldığında, kanun, anonim ortaklığa temel karakteristiğini vermiş; çizdiği çerçevenin içini, sözleşme özgürlüğü ilkesi ekseninde pay sahiplerine doldurtmayı benimsemiştir. Böylelikle, kanun, genel kurulun ve yönetim kurulunun münhasır yetki alanlarını belirlemekte; bunun ötesinde hangi yetkinin hangi organa tanınacağı konusunu ise ana sözleşmeye bırakmaktadır. Modern hukuk bir adım daha ileri gitmekte, ortaklık düzenine dâhil olmamakla birlikte pay sahipleri arasındaki ilişkileri düzenleyen pay sahipleri sözleşmesine de bu anlamda bir rol biçmektedir. Son olarak, organların bazı kararları da yetki dağılımını fiilen etkileyebilir.
Görüldüğü üzere, kanunun çizdiği emredici ortaklık karakteristiğinin sınırlarının dışına çıkmamak kaydıyla, anonim ortaklıkta organların hangi yetkiye sahip olacakları ve böylelikle karşılıklı olarak nasıl bir konum işgal edecekleri, somut anonim ortaklıkta “şirketin temel yapısını belirleme gücüne sahip olan” pay sahiplerinin inisiyatifindedir. Buna göre, modern hukuktaki eğilimler, ağırlığın olabildiğince yönetim kuruluna kaydırılmasını ve böylelikle bağımsız profesyonellerden oluşacak bu organın anonim ortaklığa yön vermesini önermektedir. Hakim pay sahiplerinin tercihi bu yönde olabileceği gibi, ağırlığın genel kurula tanınması hatta bazı kararlar yönünden, yönetim kurulunun genel kurulun talimatına tabi kılınması dahi söz konusu olabilir. Bu noktada, organların konumunun belirlenmesi için daima her anonim ortaklık ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmede ölçü, ana sözleşme, pay sahipleri sözleşmesi ve organ kararları gibi kaynaklardır.
Kanunun organların konumu açısından temel hukuki yapıyı belirlemesi ve bu hukuki yapının içeriğini belirlemeyi belirli bir ölçüde kuruculara ve pay sahiplerine bırakması, ana sözleşmenin bu anlamda nasıl bir araç olarak kullanılabileceği sorusunu ortaya atmaktadır. Bu noktada, “ana sözleşmenin ortaklığın organik yapısını biçimlendirme işlevi” incelenmelidir.
3.3. TASARIDA ORGANLARIN YETKİ ALANLARI
Genel Kurul
Türk Ticaret Kanunu’nun ve TTK Tasarısı’nın genel kurula tanıdığı yetkiler, kural olarak vazgeçilemez ve devredilemez yetkilerdir. Bu yetkiler dışında, yönetim kuruluna münhasır olarak tanınmayan başkaca yetkiler de ana sözleşme ile genel kurula tanınabilir. Ancak açıklandığı üzere, genel kurulun içe dönük ve ağır işleyen bir organ olması karşısında, başkaca yetkilerin bu organa tanınması çok akılcı gözükmemektedir.
Genel kurulun devredilemez ve vazgeçilemez nitelikli yetkileri incelendiğinde, bu organın yönetim kurulu karşısındaki konumu açıkça ortaya çıkmaktadır. Yönetim kurulu üyelerinin seçilmeleri ve azledilmeleri, bilanço ile kâr ve zarar hesabının onaylanması, yöneticilerin sona eren mali döneme ilişkin olarak sorumlulukları ve bu bağlamda ibra edilip edilmeyeceği, ortaklığın malvarlığı üzerinde yedek akçelerin ayrılması ve dağıtılacak kârın belirlenmesi anlamında büyük çaplı kararların alınması, birleşme, bölünme ve tür değişiklikleri, esas sözleşme değişiklikleri ve ortaklığın feshedilmesi, genel kurulun vazgeçilemez ve devredilemez görev ve yetkilerindendir. Kayıtlı sermaye sistemini kabul etmiş olan anonim ortaklıklarda bu yetkilerin bir kısmı, SPK. m. 12 hükmüyle yönetim kuruluna verilmektedir. Ancak kapalı anonim ortaklıklarda bu yetkilerin başka bir organ tarafından icra edilmesi söz konusu değildir.
Görüldüğü üzere, yönetim kurulunu seçen, azleden, sorumlu kılan veya sorumluluktan aklayan organ, genel kuruldur. Üstelik yönetim kurulu, genel kurulun kararlarını da yerine getirmekle de yükümlü kılınmıştır. Ancak, ilk bölümde açıklandığı üzere, bu karşılıklı konum, yanıltıcı olmamalıdır. İlk olarak, yönetim kurulunun göreve getirilip görevden alınması ve görev dönemi itibariyle sorumluluk açısından değerlendirilmesi, mutlaka başka bir organ tarafından gerçekleştirilmelidir. Böylelikle, genel kurulun bu açıdan devreye girmesi, eşyanın doğasından kaynaklanmaktadır: Pay sahipleri bir araya gelmeli, yönetimin ortaklık için ortaya koyduğu performansı ölçerek ileriye dönük kararlar almalıdır.
Yönetim kurulunun genel kurulun kararlarını yerine getirmesi de, genel kurulun içe dönük bir karar organı olmasının ve kendi kararlarını icra etme kabiliyetinden yoksun bulunmasının doğal bir sonucudur. Bu yönden yönetim kurulu, anonim ortaklığın hukuk âlemine uzanan elleridir. Ortaklığın organlarının bu doğal yapıları ve birbirlerini tamamlamaları, her iki organ arasında işlevsel bir eşgüdüm gerektirir. Bu eşgüdümün
anahtarı, her iki organın yetki alanının karşılıklı olarak net bir biçimde belirlenmesidir. Kurumsal yönetimin başat değeri şeffaflık, yetki dağılımı anlamında da netlik aramaktadır.
Bu noktadan hareketle TTK Tasarısı, genel kurulun münhasır yetkilerini açıkça sıralamaktadır. Tasarı m. 408, genel kurulun kanunda ve ana sözleşmede açıkça belirtilen konularda yetkili olduğunu ortaya koyarak önemli bir gerçeğe işaret etmektedir: Kanunda ve ana sözleşmede genel kurula yetki tanınmayan durumlarda, yönetim kurulu yetkilidir.
Kanunun genel kurul için saydığı yetkiler içinde yukarıda sayılanlara ek olarak bağımsız denetçinin ve işlem denetçisinin seçilmesi ve önemli miktarda varlığın toptan satışı sayılmaktadır. Bu alanlarda da, kanunun öngördüğü istisnalar dışında sadece genel kurul yetkilidir. Varlıkların toptan satışının genel kurulun münhasır yetki alanına sokulmasının nedeni, bu işlemin bir anlamda “ortaklığın malvarlığı üzerinde önemli nitelikli bir tasarruf” olmasından ileri gelmektedir.
Görüldüğü üzere, genel kurul, anonim ortaklığın hukuki yapısını biçimlendirecek (birleşme, bölünme, tür değiştirme), ortaklığın işleyişini ve ortaklık üzerindeki sorumluluk ilişkilerini belirleyecek (yönetim kuruluyla ilgili kararlar), ortaklığın mali kaynakları üzerinde önemli nitelikli işlemleri kapsayacak (bilançonun onanması, kârın dağıtımı, yedek akçeler) alanlarda yetkili kılınmaktadır. Bu alanlarda, ortaklığın yönetsel kontrolünü elinde bulunduran yöneticilerin inisiyatifi yeterli görülmemiş, pay sahiplerinin iradesinin devreye girmesi ve ortaklığın tümünü etkileyecek ortaklık iradesinin oluşturulması arzulanmıştır.
Yönetim Kurulu
Yönetim kurulunun temel münhasır yetkisi, anonim ortaklığın yönetim ve temsilidir. Bu yetkiler, yönetimin devri marifetiyle başka kimselere aktarılabilirse de, yönetim kurulunun bu alandaki işlevi, en azından gözetimle sınırlı olmak kaydıyla dahi olsa devam eder. İkinci olarak, yönetim kurulunun genel kurulla ilgili görevleri anılmalıdır. Yönetim kurulu, genel kurulun toplanmasını sağlamalı, toplantının sağlıklı işleyişini temin etmeli ve nihayet bu toplantıda alınan kararları etkin bir biçimde yerine getirmelidir. Aslında, genel kurulun münhasır yetkisine dahil olan ve ortaklığın yapısını yakından ilgilendiren kararların tamamının zemini, yönetim kurulu tarafından hazırlanır. Esas sözleşme değişikliklerine ilişkin önerinin hazırlanması, yapısal dönüşümler bağlamında birleşme ve bölünme sözleşmelerinin hazırlanması ve akdedilmesi, denetçi ve işlem denetçisinin seçimine yönelik hazırlıklar, hep yönetim kurulunun münhasır yetki alanını ilgilendirmektedir. Bu itibarla, genel kurulun münhasır yetki alanı ile yönetim kurulunun münhasır yetki ve görev alanı birbirinden ayrışsa da, bu iki alanın bir bütün oluşturduğu göz ardı edilmemelidir.
Yönetim kurulunun yönetim görevi, ortaklık defterinin tutulmasını, ortaklığın bilançosunun, kâr ve zarar hesaplarının hazırlanmasını ve ortaklığın mali yapısını korumaya yönelik olarak önlem alınmasını da gerektirir. Bu konular da yönetim kurulunun münhasır yetki alanını ilgilendirir. Özellikle ortaklığın mali yapısının zayıflaması olasılığında, gereken önlemlerin belirlenmesi ve genel kurula önerilmesi; borca batıklık halinde ise iflasın istenmesi, yönetim kurulunun vazgeçilmez görevlerindendir. Yönetim
kurulunun bir başka münhasır yetkisi de, sermaye borcunu yerine getirmeyen pay sahiplerinin ortaklıktan ıskat edilmeleridir.
Yönetimin devri olasılığında münhasır yetkilerin akıbeti önem taşır. TTK Tasarısı sisteminde yönetimin tamamen devrine imkan tanınsa da, bu devir, münhasır yetkileri kapsamaz. Zira bu yetkiler, yönetim kurulunun bir kurul olarak yerine getirmesi gereken görevlerdir. Her ne kadar uygulamada, yönetim yetkisini devralanların yönetim kurulunun bu yetkilerini kullanmaya girişmeleri söz konusu olsa da, bu fiili olgular, hiçbir surette yönetim kurulunun sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Ticari defterlerin tutulmasında olduğu gibi, bazı münhasır yetkilerin uygulanmasında murahhaslar ve müdürler etkin olsalar da, bu olgu, yönetim kurulunu bu görevi yerine getirme yükümlülüğünden kurtarmayacaktır.
3.4. TASARIDA ANA SÖZLEŞME ve YAN DÜZENLEMELERİN BELİRLEDİĞİ KONUM
3.4.1. Türk Ticaret Kanunu’nun Düzenlemeleri
Organların Konumu Açısından İşlevleri
Anonim ortaklıkta ana sözleşme, ortaklık düzenini belirleyen temel metindir ve Anonim Ortaklıklar Hukuku’nda normlar hiyerarşisi anlamında kanunun emredici hükümlerinden sonra gelir. Kurucular kuruluşta; pay sahipleri ise sonradan ana sözleşme değişikliği aşamasında, ana sözleşmeyi, kanunun emredici hükümleriyle ve anonim ortaklığın karakteristik yapısıyla bağdaşacak şekilde yapılandırabilirler. Ana sözleşmenin içeriğinin oluşturulmasında ve yenilenmesinde, “anonim ortaklığın karakteristik yapısını” pay ve onun ekseninde biçimlenen ortaklık düzeni simgeler. Açıkçası, ortaklığın ana sözleşmesine, ancak korporatif nitelikli, yani anonim ortaklığın kurumsal ortaklık düzeni ile bağdaşan düzenlemeler konulabilir. Bunun anlamı, bu düzenlemelerin, pay sahibinin kişiliğinden soyutlanan ve paya bağlanan düzenlemeler olmalarıdır. Her ne kadar kişiye tanınan hakların da ana sözleşmeye katılması mümkünse de, ana sözleşmenin ana damarı, ortaklık düzenine özgü nesnel, kişiden soyut, paya bağlı düzenlemelerdir.
Ana sözleşmedeki bu nesnel kuralların en önemli işlevlerinden biri, ortaklık organlarının konum ve işlevlerini belirlemektir. Bu açıdan ana sözleşme, genel kurulun ve yönetim kurulunun kanunla çizilen ve emredici hükümlerle öngörülmesi nedeniyle değiştirilmeyen nüvesinin (bölünmez çekirdeğinin) dışında, isteğe bağlı nitelikte olan ve ilgili organa ek yetkiler veren kurallar içerebilir. Örnek olarak, şirketin belirli bir düzeyi aşan yatırımlarının genel kurulu kararına bağlanması gösterilebilir. Uygulamada, anonim ortaklıklarının önemli bir çoğunluğunda, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın önerdiği tip sözleşme kullanılmakta, ana sözleşmenin ortaklığın biçimlendirilmesinde ne denli önemli bir araç olduğu ihmal edilmektedir. Bu noktadan hareketle, bilinçli hareket eden kurucular ve pay sahipleri, ana sözleşmenin ortaklık düzenin gerçek anlamda belirleyicisi olmasını
sağlayacak adımlar atabilirler. Ana sözleşme, her durumda anonim ortaklığın temel hukuk kaynağıdır; ancak maharet, bu kaynağı verimli ve kararlı bir şekilde kullanmakta ortaya çıkar. Bu gerçek, etkisini anonim ortakların organlarına yönelik düzenlemeler açısından daha da şiddetle göstermektedir.
Ortaklık düzeninin temel kaynağı ana sözleşme olsa da, kurucular ve pay sahipleri, bu hukuk kaynağına tabi olan başkaca iç düzenlemeler de yapabilir. Anglo Amerikan Hukuku’nda “by-laws” terimiyle anılan bu yan düzenlemeler, ana sözleşmenin çizdiği hukuki sınırlar dahilinde ortaklık düzeninin işleyişine özgü kurallar getirebilirler. Bir başka çalışmada incelediğimiz için ayrıntılarına burada girmeyeceğimiz yan düzenlemelere örnek olarak; yönetim kurulunun ve onunla birlikte yönetim organını oluşturan diğer yönetim birimlerinin konumunu ve yetkilerini düzenleyen “teşkilat yönetmeliği” ve genel kurulun işleyişini belirleyen “iç yönetmelik” gösterilebilir. Şirketin büyüklüğüne ve kapsamına göre, şirketin belirli alanları, yan düzenleme kapsamına giren “yönetmeliklerle” ve “yönergelerle” daha da belirgin kurallara tabi tutulabilir.
TTK’nın Yaklaşımı
Türk Ticaret Kanunu, çeşitli hükümlerinde ana sözleşmeye atıf yapmakla birlikte, ana sözleşmenin anonim ortaklıktaki konumuna ilişkin sadece TTK.m. 279 hükmünü getirmektedir. Bu hüküm ise, sadece ana sözleşmenin şekli ve asgari içeriği konusunda kural getirmektedir. Ancak, söz konusu hükümde iki yerde (TTK.m. 279/2, bent 6 ve 7) genel kurula ve yönetim kuruluna ilişkin iki özlü kurala yer verilmektedir.
Buna göre,
1) Şirket işlerini idare ve denetimle yetkili olanların nasıl seçilecekleri, hak ve görevleri ve imzaya yetkili olan kimseler (yönetim kurulu ve yönetim teşkilatı),
2) Genel kurulun ne şekilde toplantıya davet edileceği, toplantıların zamanı, oy verme ve müzakerelerin icrası, genel kurulda karar alınması (genel kurul) ana sözleşmede mutlaka düzenlenmelidir.
Türk Ticaret Kanunu’nun ana sözleşmenin hukuki işlevine yönelik yegâne hükmü, bu düzenlemedir. Bu düzenleme, genel kurul ve yönetim kurul hakkında ayrıntılı bir kural getirmese de, genel kurulun ve yönetim kurulunun hukuki konumunun ana sözleşmede düzenlenebileceğine işaret etmektedir. Gerçekten de, bu iki organın şirkette kanunda öngörülenin ötesinde üstleneceği işlevler kanunda düzenlenmemiş olmakla birlikte, TTK.m. 279/2 bent 6,7 genel kurulun ve yönetim kurulunun bireysel ve karşılıklı konumlarının ayrıntılarının belirleneceği yerin ana sözleşme olduğunu ortaya koymaktadır. Kanun, ikincil düzenlemeler içinse suskun kalmaktadır. Yan düzenlemeler konusunda kanunun hüküm getirmemesinin temel nedeni, kanunun yürürlüğe konulduğu dönemde, yan düzenlemelerin yaygın bir uygulamaya sahip olmamasıdır.
Kurumsal Yönetimin Organların Konumundan Beklentileri
Bu değerlendirmeler ışığında, organların hukuki konumunu, esasen Türk Ticaret Kanunu’nun Ortaklıklar Hukuku’na özgü emredici hükümleri belirler. Kanunun sistemine göre, ortaklığın iki karar organını oluşturan genel kurul ve yönetim kurulu, bireysel ve karşılıklı konumları itibariyle kanunda ele alınmıştır. Bu anlamda, her iki karar organından genel kurul, pay sahiplerinin yönetsel haklarını icra edebilecekleri düzlem olup, kanunun ve ana sözleşmenin kendisine tanıdığı alanlarda karar alır. Hem karar hem de icra organı olan yönetim kurulu ise, kendisine kanunla ve ana sözleşmeyle tanınan münhasır ve ihtiyari yetkilerle donatılmış olduğu gibi, aynı zamanda karar organlarının aldıkları kararları yerine getirmekle yükümlüdür. Kanunun genel kurula ve yönetim kuruluna biçtiği bu bireysel ve karşılıklı konum, ana sözleşmeyle değiştirilemez. Genel kurulun ve yönetim kurulunun bu münhasır yetki alanlarının somut içeriği, aşağıda incelenecektir.
Kurumsal yönetimin organların hukuki konumuna yönelik beklentileri ise, bu noktada ortaya çıkmaktadır: Kanunun her iki organın işleyişi, görev ve yetkileri, görev dağılımı ve yetki çatışmaları bağlamında karşılıklı konumları açısından öngördüğü düzenlemeler, genel bir anonim ortaklık modeli esas alınarak getirilmiştir. Oysa, her bir anonim ortaklığın içinde bulunduğu somut gerçeklik farklıdır. Bu yüzden, kanunun biçtiği bu “her vücuda uygun kıyafetin” her bir anonim ortaklığın somut gerçekliğine uyarlanması gerekir.
Kurumsal yönetim anlayışının beklentisi, her bir anonim ortaklıkta organların konumlarının keskin çizgilerle belirlenmesidir. Organların konumlarının belirlenmesine ilişkin bu netlik arayışı, özellikle şeffaflık ilkesi açısından anlam taşır. Zira şeffaflık, sadece mali yapının saydamlığını değil; kurumsal yapının netliğini de gerektirmektedir. Diğer yandan, her organın ve organ görevlisinin kendi aldığı kararlar konusunda hesap verebilir durumda olma yükümlülüğü ve aynı zamanda ilgililere karşı sorumluluk üstlenmesi, organların hukuki konumlarının netleştirilmesini önemli kılmaktadır. Bu noktada, ana sözleşmeye “ortaklık organlarının konumunu netleştirme” görevi düşmektedir.
Ana sözleşme, kanunun genel kurula ve yönetim kuruluna biçtiği “değiştirilemez nitelikteki” konumun ayrıntılarını belirlemeli, ortaklık iradesinin oluşumu sürecindeki akışı işlevsel hale getirmelidir. Böylelikle ana sözleşme, organların kanunla belirlenen hukuki konumunu açıklığa kavuşturmalıdır. Bu çıkış noktasından hareketle, ana sözleşmenin yönetim kurulunun ve genel kurulun hukuki konumunu nasıl düzenleyebileceğine bir göz atmak gerekir.
Ana sözleşmede Yönetim Kurulu
Yönetim kurulunun konumunun açıklığa kavuşturulmasında, ana sözleşmenin hukuki kaynağını, TTK. m. 312-347 hükümleri oluşturmaktadır. Bu çerçevede, yönetim kurulu, anonim ortaklığı yönetme ve temsil etme yetkisini haiz organdır (TTK.m. 317).
Kurumsal yönetim anlayışının yönetim kuruluna yönelik çıkış noktası, yönetim kurulunu, tek başına bir yönetim birimi olarak değil, yönetim organının ana parçası olarak ele almaktır. Bir anonim ortaklıkta, yönetim kurulu, zorunlu bir organdır. Ancak; gelişen ve büyüyen, operasyonları nitelik ve nicelik açısından çeşitlenen anonim ortaklıklarda, yönetim ve temsil işlevinin tek başına yönetim kurulu tarafından gerçekleştirilmesi söz konusu olmamaktadır. Yönetim kurulunun yanı sıra, uygulamadaki deyimiyle bir icra kurulu oluşturulmakta, ayrıca yönetim ve temsilde sınırlı yetkilere sahip başkaca yetkililer de görevlendirilebilmektedir. Bu noktada, ana sözleşmenin kurumsal yönetim anlayışına yönelik ilk temel işlevi ortaya çıkmaktadır: Yönetim organını, örgütlenmesi, hiyerarşik yapısı ve yetki dağılımı bağlamında net bir biçimde ortaya koymak.
Yönetim Yetkisinin Devri
Yönetim organının nasıl yapılanacağını belirleyen hukuki dayanak, TTK.m. 312, 319 ve 342 hükümleridir. Bu hükümlerin belirlediği yönetim sisteminde, yönetim kurulu, yönetim organının varlığı zorunlu olan yegâne birimidir. Ortaklığın gereksinimleri doğrultusunda, yönetim yetkilerinin devrine karar verilebilir. Yönetim yetkilerinin devri için, ana sözleşmenin devre imkan tanıması gerekir. Ana sözleşmede bu yönde hükümler mevcutsa, yönetim kurulu yetkilerini “murahhas üye ve müdürlere” devredebilir. Her durumda, yönetim yetkisini devralan kişiler arasında en az bir yönetim kurulu üyesinin yer alması gerekir. Bu kuralın, TTK Tasarısı’nın getirdiği sistemde değişikliğe uğradığını göreceğiz.
Yönetim kurulu, ancak devredilemez yetkilerinin dışında kalan yetkilerini murahhaslara devredebilir. Zira, vazgeçilemez ve devredilemez yetkiler, yönetim kurulunun bir kurul organ sıfatıyla yerine getirmekle yükümlü olduğu yetkilerdir. Sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen pay sahiplerinin ıskatı (TTK.m. 407) ve mali durumu bozulan şirket hakkında kanunun öngördüğü tedbirlerin uygulanması (TTK.m. 324) buna örnektir. Yönetim kurulu, bu münhasır alanın dışında kalan yetkilerini, murahhaslara, diğer bir anlatımla icra kuruluna devrettiğinde, sorumluluk rejiminde önemli bir değişiklik ortaya çıkacaktır: Söz konusu yetki alanında asli sorumluluk icra kurulu üyelerine geçecek; yetkilerini devreden yönetim kurulu ise gözetim sorumluluğunu üstlenecektir. Somut olarak açıklamak gerekirse, yetkiyi devralan icra kurulu üyeleri, yetkiyi kullanmalarından doğan zararı üstlenecek; yetkiyi devreden yönetim kurulu ise, sadece yetkiyi devrettiği kimseleri seçmekten ve onların faaliyetlerini izlemekten dolayı sorumlu olacaktır.
Görüldüğü üzere, yönetim organının hukuki konumunun belirlenmesinde, bu organın yapısının şeffaf bir biçimde ana sözleşmede ortaya konulması ve özellikle kurumsal yönetiminin sacayaklarından biri olan sorumluluk ilkesi bağlamında “yetki-sorumluluk ilişkisinin” belirlenmesine ışık tutacak yetki donanımlarının saptanması kaçınılmazdır. Kurumsal yönetimin gözbebeği konumunda olan profesyonellerin önde gelen kaygısı, anonim ortaklıkta üstlendikleri görevler ve gerçekleştirdikleri işlemlerden dolayı ne tür bir hukuki ve cezai sorumluluk altında bulundukları meselesidir. Bu anlamda, yetki ve sorumluluk dağılımı muğlak olan ortaklıklarda, yöneticilerin şirketin kurumsal yapısının
şeffaflaştırılması yönünde çaba göstermeleri zorunludur. Bu çabaları kurumsallaştıracak araç ise ana sözleşmedir.
Yönetim teşkilatı genişleyen anonim ortaklıklarda, ana sözleşme de tek başına bu işlevi yerine getiremeyebilir, zira yönetim teşkilatına özgü veriler, bazen ana sözleşmeye konulamayacak kadar ayrıntılı olabilir. Bu eksikliğin, ana sözleşmeye nazaran ikincil norm niteliğini taşıyan yan düzenlemelerle giderilmesi gerekecektir. TTK Tasarısı’nın kurumsal yönetim anlamında yan düzenlemelere yönelik önemli hükümleri, aşağıda irdelenecektir.
|
||||
| Tüm Yazıları |
|
||||
| Tüm Yazıları |
Açık Öğretim Lisesi 2,5 yılda bitecek
Açık Öğretim Lisesi kredileri için ıslak imza kampanyasına temsilciler aranıyor
5 bin TL maaşla, operatör aranıyor
| » Emekli Maaşları | » Memur Maaşları | » Cam Balkon | » Memur |
| » Milli Piyango | » Süper Loto | » Şans Topu | » Sayısal Loto |
| » E-Okul | » Haber | » Recep İvedik 3 | » Prenses ve Kurbağa |
| » Morganlar Nerede? | » Ejder Kapanı | » Avatar | » Sinema |
| » Adanalı | » Sakarya Fırat | » Canım Ailem | » Hanımın Çiftliği |
| » Aşk-ı Memnu | » Ezel | » Kurtlar Vadisi Pusu | » Dizi |
| » Eskişehirspor | » Antalyaspor | » Gençlerbirliği | » Gaziantepspor |
| » Bursaspor | » Ankaragücü | » Trabzonspor | » Spor |