22 Aralık 2014 Pazartesi
Konuk Yazarlarımız
Ülkemiz ve insanlık açısından HES ve nükleer enerji santrallerinin durumu
Sedat MISIR - Mısırlıoğulları Grubu Gen. Müd. - Araştırmacı Yazar, Elektrik Mühendisi(İTÜ)

Sürekli değişen dünyada ve ülkemizde, hızla artan enerji ihtiyacının giderilmesi, ancak mevcut kaynakların ürettiği enerjinin verimli ve etkin kullanımı ile mümkün olabilebileceğinin yanı sıra da, mevcut üretim kaynaklarının kifayet etmediği takdirde yeni kaynakların bulunması ile sağlanmaktadır.

Olaylara bu objektiften bakılınca ülkemiz bazında sektörel açıdan yapılan değerlendirmeler geçmişte siyasal iktidarların enerji politikalarını istenilen tarzda yürütemedikleri gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Konu mevzuat ve ülkemiz enerji konularını bilenlerin enerji üretim, iletim ve dağıtım aşamalarında verilecek kararlarda iştirak ettirilemeyip ülke için son derece önemli bu kararların, yeterli bilgiye sahip olamayan kişiler tarafından verildikleri kanaatindeyim.
Gelişen süreçte bu uygunsuz kararlar ülkemizin Doğu Karadeniz Bölgesi’nde de hidroelektrik santralleri konusunda sadece Artvin’de çok sayıda akarsuyun HES projesi kapsamında heder edilmesi noktasındaki arızanın benzeri problemlerin de öne çıkmasını yeğlemektedir.Enerji ihtiyacını karşılama bahanesi ile doğa güzelliklerinin bozulması, insanlık adına son derece üzüntü verici bir durumdur.

Konunun bu noktaya gelene kadar geçirdiği sürecin yetkililerin gözünden kaçarak geldiğinden şüphem olmadığı gibi,  gelinen bu noktada da konunun önemini devlet yetkililerine anlatacak veya inandıracak dirayetin maalesef olmadığını üzüntüyle belirtmek istiyorum.Keza Ülkem adına enerji üretimi konularında doğanın kirlenmesi insanlığın risk altına sokulması gelecekte küreselleşen dünyada HES’lerin coğrafi güzelliği bozacağı, nükleer santrallerinde nükleer mezarlıklar oluşturacağı gerçekleri de maalesef gizlenemez bir olgudur.

Tabi ki sıfırdan sonsuza doğru sektörel boyut gözlenince kısmi mallarla ülkenin kirletilmesi belki temizlenmesi bir nebze rahattır fakat enerji üretim aşamasında santrallerin kırk-elli yıllık yatırımlar olduğu için bu bağlamda kaybedilen doğanın da kazanılamayacağı gibi insanlık için çok büyük tehlikeler arz eden nükleer üretim ve atıkların muhafazasının da yüzyıllara dayanan gelecekteki insan toplumunu tehdit altında tutacağı insanlık adına son derece önemli bir unsurdur.
Geçmişte Doğu Karadeniz Bölgesi’nde otuz-kırk yıl önceleri Murgul Bakır Maden İşletmeleri’nin yakın çevredeki meyve ağaçlarına verdiği zararın unutulamayacağı gibi 24 yıl önce meydana gelen Çernobil Faciası sonrası da köylerimizde yarım asırlık meyve ağaçlarımızın bir anda kuruduğu özellikle ülkemizin Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan insanlarda da kalıtsal hastalıklar, felç, damar tıkanıklığı, kanser oranının bir anda yükseldiği gözlenmektedir.
Bu kapsamda aslında konunun HES’lere isyankâr bir azınlık değil de HES’lerin doğaya getireceği zarardan azami düzeyde etkilenen doğa ile nükleer santrallerin dezavantajlarından etkilenen insanlık öne çıkınca, konuya bilgi toplumu olarak yön verilmesi son derece zuhulen zaruret olmuştur.Edinimler çıkan yasaların kamu adına benimsenmemesinin göstergesi olduğunu vurgulamaktadır. 

Olgunlaşmadan verilen bazı kararların enerji üretim ve tüketim noktaları arasında handikaplar yarattığı, insanlık ve ülkenin kalkınması prensibini gölgelediği eğilimlerini belirlemektedir. Bu tür kararların yetkililer tarafından yeniden tetkik edilerek doğa ve insanlık yararına revize edilmesi gerektiğini hatırlatmak istiyorum.
Enerji bakanımız Sn. Taner Yıldız bir seminerde partisinin enerji politikasını açıklarken; Nükleer santrallerin ülke enerji ihtiyacının uzun dönemde % 5’ini karşılayacağını ve ülkemiz bazında üretilen elektrik enerjisinin % 15 kadarının dağıtım şebekelerinde zayiata neden olduğunu veya çalındığını belirtmektedir.

Her ne kadar da elektrik enerjisinin en çok çalındığı Güneydoğu Anadolu Bölgesi olarak görünüyorsa da bunun İstanbul dâhil ülkenin her yerinde alışkanlık haline geldiği gözlenmektedir.Ülkemizde nükleer santrallere milyarlarca lira harcanarak üretilecek enerjinin ihtiyacımızın sadece % 5’ini karşılayabilecek düzeyde olduğu görülmektedir.
Yapılan edinimler, ülkemizde israfın önlenmesi ile elde edilebilecek elektrik enerjisinin, nükleer enerjiye olan ihtiyacın kat ve kat fazlasını bertaraf edeceğini göstermektedir. Nükleer santraller ile ülkenin başına gelecek macera ve problemler, aşağı yukarı batı toplumlarının her kesiminde bilinen gerçeklerdendir.

Ne hazin ki nükleer santrallerin yapımında ülkemizde durum, sadece “kaç Megawatt olsun, yapımını kime verelim”den başka bir şey konuşulamadığından ibarettir.Vatandaşlara verilen demeçlerde nükleer teknolojiyle ülkemize ucuz, temiz ve sürdürülebilir enerji kaynağına sahip olunabileceği anlatılmaktadır.

* Diğer yönden ekonomik açıdan da ucuz olduğu söylenemez, aksine pahalı olduğu yapılan tespitlerim içerisindedir.Gerçekte bunun büyük bir sorun olduğundan bahsedilmemektedir.
Yapılan analizlere göre üretilen nükleer enerjinin 1 kilowatt’ı,  kömürle üretilen enerjinin 1 kilowatt’ından % 57 ( I.E. Agency) fazla bedele mal olduğu tespitlerim içerisinde olup, miadı dolanların sökülmesi ve nükleer atıkların depolanmasının (binlerce yıl)  maliyetleri buna eklenirse nükleer enerjinin maliyetinin hangi seviyelerde olduğu rahatlıkla görülebilir.
* Nükleer enerji temiz olmayıp dünyanın en kirli ve belalı enerjisi olduğu aşikârdır.
Yapılan araştırmalar bir nükleer santralin ön hazırlıklardan sonra yedi yılda kurulabileceği ve 40 yıl çalıştırılabileceğini göstermekte olup, bu sürenin sonunda tesisin sökülerek çevre temizliğinin yapılmasını gerektirmektedir.Nükleer santrallerin sökülme ve temizlik işlerinin elli yılda biteceği gözlemlerim içerisinde olup, bu süre sonunda en kirli ve tehlikeli çöpler ortaya çıkmakta ve bunların muhafaza edilmesinin de bir o kadar da zor olacağını düşünülürken, her ülkede nükleer mezarlıkların inşasını mücbir kılmaktadır.

* Diğer bir yandan nükleer enerjinin sürdürülebilir olmadığı da bilinmelidir. Çünkü hammaddesi olan uranyum madeninin bu günkü kullanım hızına bakılırsa otuz yıllık bir süreçte ülkemizde biteceği bilinen gerçektir.Yeni kaynaklar bulunsa dahi bunlar süreyi belki artı bir yirmi yıl daha uzatır ama sonuçta hammadde kıtlığı nedeniyle ülkeler ayrımı gözetilmeksizin nükleer tesisler kapanacak ve insanlık emsali görülmemiş nükleer atık sorunları ile boğuşacaktır.
Nükleer enerjinin ülkelere büyük bir bela getireceği söz konusudur. Birkaç ülke bu yanlışlığı yaptıysa bizimde yapacağımız anlamına gelmemelidir.Diğer yandan HES’ler ile ilgili akarsu kaynaklarının yanlış bir kararla bu kapsamda acilen elden çıkartılması ile fakru zaruret içerisinde olan Doğu Karadeniz’deki köylülerimizin acılarının dindirilmesini de devlet büyüklerimizin tetkik ederek konuya müdahale etmelerini hatırlatmak isterim.
 




ÇOK OKUNAN 3 HABER
  • YORUMLAR
    • Fırat KEL / 22-05-2010 18:14 Politika değil proje
      Ülkemiz için olduğu öne sürülen polikalar ( bence ülkemiz sermayesinin istismarı ), olmamalı sonuç. Sedat Bey'in yorumlarına katılıyorum.
    • Aytekin ÇATALCA / 11-05-2010 19:43 Nükleer Enerji
      Hassas noktalardaki bilimsel ve çevreci yaklaşımlar ile bize ışık tuttunuz. Bu ışıktan devlet büyüklerimizin de faydalanması dileği ile .. Saygılar üstada...
    1 2 3 4
    Anketler
    Kurumsal
    E-Bülten Üyeliği
    Ad Soyad :
    Email :
    Firma Adı :
    » Enerji» Endüstriyel İletişim » Pano » Endüstriyel Yazılım
    » Kontrol Cihazları » Kontrol Sistemleri » Mekatronik » Sensör
    » Sürücü » Emniyet Çözümleri » Kontrolör » Makine
    » Makina Emniyeti » Pnömatik » Hidrolik » Motor
    » Elektrik » Barkod » Paslanmaz » Çelik
    » Demir » Vinç » Taşıma Üniteleri » Kaldırma Üniteleri
    » Demir Yolu » Konveyör » Robotlu Üretim » Robotik Otomasyon
    » İç Lojistik » Kaynak» Lazer Kesim » Yenilenebilir Enerji