

Ahmet Levent Öner
Uzman Eğitmen & Kıdemli Danışman
Stratejik Eğitim ve Danışmanlık
Zamanı kötü kullananlar, yaşama saygısızlık ederek ömürlerini kötü kullanmakta, belki de kendilerinin ve çevrelerindeki diğer insanların ömürlerini israf etmektedirler. “Zamanım yetmiyor” diyen insanların belli başlı ve ortak bazı özelliklerini yılından beri, belirlemeye çalıştığını söyleyen Ahmet Levent Öner bu kişileri ve davranışlarını analiz ederek, zamanı iyi kullanmanın ipuçlarını veriyor..
Satış yöneticileri, satış temsilcileri başta olmak üzere (burada satış temsilcilerinden maksadım, farklı ünvanlara sahip olsalar da; müşteri ile bir şekilde temas eden ve onlara bir hizmet, mal veya fikir ve davranış şeklini satmaya çalışan kişilerdir) her kademedeki ve görevdeki ‘yöneticiler’ ve pek çok iş güç sahibi insanın; başarısızlıklarına ve mutsuzluklarına ‘zamanı’ bahane ettiklerini gördüm.
Bir proje hatta basit bir iş bitmemişse, sorumlu zamandır. Bir insan aranılamamışsa sorumlu zamandır. Ev, eş ve çocuklar ihmal ediliyorsa sorumlu zamandır. Keza, eski arkadaşlar ve dostlar aranamıyorsa, sorumlu zamandır.
Hobilere ve her türlü işe, bulaşamamanın, yeterince uğraşamamanın sorumlusu, bir randevuya bile gecikmemizin sorumlusu hep zavallı ‘günah keçisi’ zamandır. Bana belki kızacaksınız ama, zaman yetersizliğinden en çok şikâyet eden
kişilerin, kendi klasmanlarında “tesadüf bu ya” en başarısız ve genel anlamda da ‘en şikâyetçi’ tipler olduğunu gördüm. Patron veya yöneticiyse de; hatta sadece bir çalışansa da zamanı günah keçisi gibi görüp bahane eden insanların, biri
diğerini etkileyip tetikleyen bazı yapıları ve davranışları olduğunu da fark ettim.
Kimdi bunlar? Neydi bu tutum ve davranışlar
1. İşkolikler
2. Mükemmeliyetçiler(?)
3. Detaycı olup, ‘C’ grubu işlerden baş alamayanlar
4. Ne yapılacağından çok, hatta ne yapılacağını unutup, işlerin ‘nasıl’ı
ile uğraşanlar
5. Amaç ve hedefleri net ve belirgin olmayanlar
6. Yumuşak yüzlüler ve “Hayır” demeyi bilmeyenler
7. Tepkisel ve bahaneci olup, hatalarından ders almayanlar
8. Empati kurmak ve etkili iletişim yani; ‘ikna’ konusunda kendilerini
geliştirmeyenler
9. Önce kendi kendisine ve tabii başkalarına liderlik etmeyi
öğrenememiş olanlarımız. (Daha önce saydığım, pek çok durumu da
içinde barındıran ve adeta sonuç olan bir durumudur.)
Yukarıda dokuz noktada ifade etmeye çalıştığım yapıyı ve profili gösteren insanlar zamanı verimli kullanmak konusunda sıkıntılar yaşayabilmektedirler. Sonra da; işleri, iş toplantılarını, ziyaretçileri, telefon ve ‘yol’ trafiğini, patronlarını, ortaklarını veya çalışanlarını, hatta bazen müşterilerini ve her şeyi suçlayarak, zamanlarının yetmediğini ifade etmektedirler.
Oysa sizin zamanınız, sizin yaşamınızdır ve siz onu verimli ya da verimsiz kullanmaktan sorumlusunuzdur.
Şimdi de; bazılarının arasında ciddi ilişkiler de olan, bu dokuz durum hakkında görüşlerimi, kısa kısa ifade etmeye çalışarak, sizleri bir kez daha düşündürebilirsem ve böylece, kendinize daha fazla vakit ayırarak, daha mutlu ve daha az yorgun, ama mutlaka biraz daha da fazla başarılı olmanıza yol açabilirsem inanın mutlu olacağım…
1. İŞKOLİKLER
Önce ‘işkolikler’ konusu ile başlayabiliriz; Nedir işkolik olmak? Sadece işine ve günde bazen on beş hatta neredeyse yirmi saat vakit veren insanlar, biz de her şeyin, her aktivitenin önüne ‘işlerini’ ve ‘iş hayatını’ koyan insanlardansak, işkoliğiz demektir. İşkolikler genelde zamansızlıktan en az şikâyet edenlerdir. Tabii bu hoşnutluk, işleri konusundadır. Ancak; spor yapmaya, varsa(!) eş ve dostu aramaya, evlerine vakit ayırmaya gelince zamandan dem vurur ve faturayı zamana çıkartırlar. Böyleleri ya erken iş bırakır. Ya da iş başında ölüp, şehit olurlar… Çoğu işkoliğin kendilerini geliştirmeye, okumaya ve yeni bir şey öğrenmeye dahi vakit ayıramaz olduklarını görebilirsiniz. Bu durum da, zaman ilerledikçe yeniliklere uyma konusunda sıkıntılar yaratabilmektedir. İşkoliklerin en büyük hataları da; kendi ortak ve iş arkadaşlarının da sadece ‘işe konsantre’ olmalarını beklemeleridir. Oysa yaşam; sadece iş için değil; iş, bizler ve çevremiz için, hayattan zevk alarak ve gelişerek yaşamamız içindir. İşkolik olanların bu durumu düşünerek, “Ben ne yapıyorum? Neden yaşıyorum? Önceliklerim var mı? Neden önceliğim sadece iş? Ve Ne zamana kadar?” sorularını düşünüp, cevaplamaları faydalı olmaktadır. İşkoliksek, bir gün yapmak istediğimiz şeyler kafamızda ve teoride kalarak ‘iş başında’ yok olabiliriz.
2. MÜKEMMELİYETÇİLER:
Eğer bizler mükemmeliyetçilerdensek, önce bunun ne demek olduğunu defalarca düşünmeliyiz. “Mükemmel iyinin
düşmanıdır” sözünü renkli ve büyük puntolarla yazarak, karşımıza asmalıyız. Mükemmelci olmak iş yapmamanın ve detayla uğraşmanın, hatta giderek çevremizdekileri beğenmememizin bir şeklidir. Mükemmel, yaratana “Allah’a” mahsustur ve gerçekten de; mükemmel bir nokta ve bir hedef değil, bir yolculuktur. Mükemmel denen muğlak ve tanımsız kavramı bekleyecek olursak; Ne karar verebiliriz, Ne kimseleri beğenip, takdir edebiliriz. Ne bir işe başlayıp, bitirebiliriz. Her gecikmemize de; “Ne yapayım ben mükemmeliyetçiyim” diyerek gülünç duruma düşebiliriz.
3. DETAYCILAR VE ‘C’ GRUBU İŞLERLE UĞRAŞANLAR:
Mükemmelci geçiniyorsak, büyük ihtimal ile detaycılığımız da vardır. Ancak her detaycının mutlaka “mükemmelci” olmadığını da rahatlıkla söyleyebilirim. Detaycılık, ağaç yapraklarına bakmak ve onlarla ilgilenmek ve fakat ormanı hatta bazen ağacı bile görememek şeklinde seyreden bir durumsa, zamanı verimli kullanmayı zorlaştırabilir. Sonuca ve “Ne yapılacağına” yönelen, bunlarla ilgilenen bir kişi yerine, bir sonraki maddede açıklamaya çalışacağım, “Nasıl yapılacağına” ve yönteme yönelik kişilerdensek, detaylara dalarak, zamanımızı kötü kullanabiliriz.
Her detay ile ilgilenen kişiler, bir de bunu ‘ciddi bir marifet’ zannediyorlarsa, olacak şudur: Yüz adet sebep ile oluşmuş bir sonucun tüm sebepleri ile ilgilenerek, sonucun yüzde seksenine yakın bir kısmını oluşturan veya etkileyen az sayıda “A” grubu sebepler ile ilgilenip, bunları geliştireceğimize; “B” grubu hatta sebep nüfusunun yüzde ellisini oluşturan ve fakat; sonucun sadece yüzde beş kadarını oluşturan “C” grubu sebeplerle de uğraşabilir, böylece “harcı borcunu ödeyemeyecek” işlere kalkışabiliriz. Başka bir eski söylem ile; “Kubbeyi görüp, kubbe ile uğraşacağımıza; habbeyi görür onunla uğraşırız”.
Yaşamımızdaki “A” grubu işleri ve “A” grubu amaçlarımızı bir türlü belirlememişsek, küçük işler ve amaçlarla uğraşarak, zamanı çok kötü kullanabiliriz. Daima Pareto Analizi yapıp; tasarruf yaparken de; iyileştirme yaparken de; geliştirme yaparken de, her konuda Pareto Analizi ve Pareto Mantığını hayatımıza uygulamaya gayret göstermeliyiz.
4. “NASIL?”cı dediğimiz B tipi kişi profili gösterenler:
Bu tip bir yapımız varsa; zaman kullanımında hata yapabilir ve sık, sık gecikebiliriz. Sonuçla ilgilenen, bir an önce sonuç almak isteyen ve ‘Ne yapılacak’ konusuna daha fazla konsantre olmuş değilsek iş bitirici olmak konusunda ciddi sıkıntılarımız da olabilir. “B” tipi profilde ön plana çıkan ve tabii ki bazen gerekli de olan bazı özelliklerimiz, zamanı iyi kullanmayı unuttuğumuz an, bizi geciktirmeye ve ‘sonuç aldırtmamaya’ yöneltebilir. Bunlar, araştırma yapmak, teoriye dalmak, kritik gözle incelemek ve hataları fazlaca görmek gibi başlıklarda toplanabilen ‘zaman kaybettirici’lerdir.
5. AMAÇ VE HEDEFLERİ NET OLMAYANLAR:
Burada amaç ve hedefleri olmayanlar sözünü kullanmaktan utandığım için sadece ‘netsizlik’ ve belirsizlik kelimelerini kullanıyorum. Hayat amacımız, hedeflerimizin olması ve ‘ne istediğimizi’ biliyor olmak bizim yapacağımız işlere de ‘yaşama’ da konsantre olmamızı sağlar. Yaptığımız işlere odaklanarak, kafamızı doğrudan o işe ve ulaşılacak hedefe vererek zamanı çok daha verimli kullanmamızı sağlar. Amaçlarımız, bizim için yönlendirici olan ve diğer teferruata fazlaca dalarak dağılmamızı önleyen unsurlardır. Dağılma ve ikinci, üçüncü plandaki detaylar ile uğraşmak bizleri başarıdan da, verimden de koparabilir. Hayatını planlamayan ve ne yapmak istediğini tam bilmeyenlerdensek, ‘Yapmayı istediğimiz’ şeyleri yapamadan, göçüp gidebiliriz bu dünyadan… Hem onu, hem bunu isteyenlerdensek, belirlenmiş ve net amaçlarımız yoksa hayatımızı planlayamayız ve en kötü zaman kullananlardan oluruz!
6. YUMUŞAK YÜZLÜLER, “HAYIR” DEMEYİ BİLMEYENLER:
Fazlaca sosyal ve/veya fazlaca diğer insanlara bağımlı kişilerdensek zaman kullanımında zorlanabiliriz; işyerinde, amirinin, iş arkadaşlarının, evinde ve özel yaşamında, eşinin, çocuklarının veya arkadaşlarının her işine koşan ve yardıma çalışan hatta bazen ‘durumdan vazife çıkartan’ kişilerdensek, büyük ihtimal ile, zaman, zaman “Hayır demeyi bilmiyorum, öğrenemedim” şikâyetimiz de oluyordur…
Bu tip kişiler, yüzlerini yumuşaklığı sonucu, kendi zamanlarını yani; ömürlerini başkaları için harcayıp durular. Aman yanlış anlaşılmasın! Elbette toplum içinde yaşıyoruz ve hepimiz biri birimize muhtacız. Ancak, her işin altına girip, her şeye “Yaparım” demek, insanları başarısız kılmak ve zaman kullanamaz duruma düşürmek için, bire bir davranış kalıbıdır. Kıymetleri de bilinemeyebilir bu tiplerin ve başarısızlıklarına böylece davetiye çıkartırlar.
İş yaşamında bile, siz size verilen her görevi kabul ettikçe, görevi verenler bir tane, hatta birkaç tane daha verecektir. Sonra da ‘sizin zamanı iyi kullanamadığınız ve gece – gündüz çalıştığınız’ bizzat bu kişi tarafından bile söylenir olacaktır… Derhal “Hayır” demeyi öğrenmeye bakmalısınız.
7. TEPKİSEL, BAHANECİ VE HATADAN DERS ALMAYANLAR;
Bu üç nitelik biri diğerini tetikleyen kötü niteliklerimizdendir. Eğer tepkisel ve bahane bulucu isek, gerçekten de hatalardan ders alacağımıza, her hatamıza bir bahane bularak yaşayan veya yaşamayan bu bahane sayesinde ‘kendimizi kurtardığımızı’ sanırız. Öğrenip, kendimizi geliştirmek ve / veya ‘sistem kurmak’ yerine, benzer ve hatta ‘aynı’ sorunları yaşar dururuz. Bahanelere sık rastlanan birkaç örnek vermem gerekirse;
• Ben tabii hesabımı bilmiyorum. Babam bana ne istersem aldı. Kabahatli babam…
• Ben küçükken, annemle babam ayrılmışlar. Zaten ayrılmadan önce de hep kavga ederlermiş. Ben bu yüzden kavgacı ve kırıcı bir insanım!
• Hava yağışlı olmayıp, sahada çamur olmasaydı yenerdik…
• Sen bana yer vermedin. Ben o yüzden düşüp, kolumu kırdım…
• Önüme ağaç çıktı. Bu nedenle kaza yaptım(?)
• Bardak düştü ve kırıldı…
• Tabii vakit kaybederim patron. Adam / Müşteri ikna olmuyor…
Bunları uzatıp, çoğaltmak kabil. Aman sakın ha, bu sözleri söyleyerek (bence) komik duruma düşmeyelim. Bahaneci ve tepkisel insanlardansak, hataları sürdürür, ders alacağımıza sağa, sola fatura keserek günü kurtardığımızı sanırız. Kendimizi geliştirip, düzelip, daha iyi yola girmedikçe de; sakarlıklarımızdan, kavgacılığımızdan ve hoş görüsüz oluşumuzdan ya da iletişimsizliğimizden kaynaklanan zaman kayıplarını sürekli yaşayabiliriz…
Baştan beri anlatmaya çalıştığım üzere, zamanı kötü kullanmamızın nedeni, toplum içinde yaşarken, sorun yaratmamız veya sorunları geç ve yetersiz şekilde çözmemiz ya da hiç çözemememizdir.
8. EMPATİ VE ETKİLİ İLETİŞİM YANİ; ‘İKNA’ KONUSUNDA KENDİLERİNİ GELİŞTİRMEYENLER:
Toplum halinde yaşamaya mahkum olan bizler, ne kadar gelişir(!), farklı ve daha fazla ihtiyaçlara (ki; bunlara istekler ve şımarıklık demek daha da doğru olabilir) sahip olursak, o kadar başka insanlara ihtiyacımız olmaktadır. Toplumun bize bahşettiği her şeye, bir iletişim ve ‘alış veriş’ düzeni içinde sahip olabiliyoruz. Yeri geldikçe dediğim gibi, “Aslında hepimiz, başkalarının dünyasında yaşayan yalnızlarız.” İstek ve ihtiyaçlarımıza ulaşmak, amaçlarımızı gerçekleştirmek için, diğerleri ile iletişim kurmak, empatik olmak ve ‘ikna becerilerimizi’ geliştirmek zorundayız. Bunu yapmazsak; evde eş ve çocuklarla, ailemiz ve komşularımızla, iş yaşamında da, amirlerimiz, ortaklarımız, çalışanlarımız, tedarikçilerimiz ve müşterilerimiz ile daha fazla sürtüşme yaşayabiliriz. Gecikmeler, sorunlar ve sorunların çözülmesi gibi durumlar, doğrudan veya dolaylı ‘zaman tuzakları’dır.
Bir müşteri itirazı ile saatlerce veya dakikalarca uğraşabilirsiniz. Bir iç müşterinizi ikna edeceğinize, zorlayabilir ve onun verimini düşürerek, işin gecikmesine neden olabilirsiniz. İletişim ve ikna becerisini kazanarak artıran kişiler, daima daha az zamanda daha çok iş bitirirler. Zamanları ve dostları artar!
9. ÖNCE KENDİ KENDİSİNE VE TABİİ BAŞKALARINA LİDERLİK ETMEYİ ÖĞRENEMEMİŞ OLANLAR:
Bu konu da önemli bir zaman kullanım unsurudur. Kendini bilmek, acemiliği kabul etmek ve önce bilgiyi tamamlayıp, sonra da beceri haline getirerek, ustalaşmak yaşam macerasında zaman kazanmayı, verimliliği ve başarıyı getirir. İnsanlar kendilerini ‘Oldum’ sandıkları müddetçe sıkıntı çekerler. Sürekli öğrenmek, beceri geliştirmek ve çevredeki ilgilileri de bu konularda donatmak önemli bir iştir.
Kendimiz ‘ne ve nasıl’ını tam bilmediğimiz işleri, çevremizdekilerden beklediğimizde sorunlar başlar. Aldığımız bir ekipmanı, biraz da karmaşık ise, tam kullanabilmek için zaman gereklidir. Öğrenmez, savsaklar ve beceri geliştirmezsek, o aleti asla tam verimle ve ‘tüm özelliklerinden yararlanarak’ kullanamayız. Çevrenizde öylece atıl duran veya tüm özelliklerinden yararlanılmaksızın kullanılan ne kadar çok ekipman vardır değil mi? Oysa o mallara ne paralar ödenmiştir kim bilir?
Kendi kendimize liderlik, kendimizi tanımakla, ihtiyaç ve isteklerimizi bilmekle başlayan bir süreçtir. Öğretmenlik desteği gereken ve doğrudan yönlendirilme gerektiren durumlarımız olabilir. Bunlara kulak asmaz. Bir bilene danışmaz veya söyleneni yapmazsak verimsizlik, hüsran ve zaman kaybı yaşarız. Buna benzer olarak, bunaldığımız, vazgeçmek üzere olduğumuz durumlarda, gene dışarıdan bir destek ve ‘koçluk’ almazsak, hedefe giden yolumuzdan dönebiliriz. Öyle değil mi? Bir aleti / ekipmanı bile kullanmak için, belli ölçüde bilgi ve beceri gerekirken, bu beceriler tamamlanmadığında verimsizlik ve tam kullanamamak durumu yaşanırken, en şerefli ve önemli varlıklar olan diğer insanları yönetmek, yönlendirmek, görevlendirmek ve çalıştırmak ne kadar zordur…
Liderler, öncelikle kendilerini tanırlar ve sürekli öğrenme konusunda sonuna dek açıktırlar. İnsanları yönlendirirken de; onların arzuları, kendilerine olan öz güvenleri ve en önemlisi yapabilirlikleri konusunda ciddi bir teşhis becerisi
sergilerler. Böylece, bir hedefe ulaşması gereken (Başarı bekleyen) işleri bizzat yaparlarken olsun, birlikte oldukları diğer insanlara yaptırırken olsun genellemeci olmazlar, işlere, hedefe ve kişilere göre, gereken doğru davranış şeklini
gösterebilirler. Buna da ‘esnek davranış sergilemek’ denir. Olmayacak kişiye olmayacak işi veren ‘lider olamamış’ liderler daha sonra ‘delegasyon’ şikâyetleri veya “Her işi çözmek bana kalıyor” tarzı serzenişlerle vakit kaybeder, başarıları
yarına hatta ‘bir başka bahara’ bırakabilirler…
Ömrünüz olan zamanınızı, her zaman mutlu, sağlıklı ve başarılı olmak için kullanmanızı, tüm içtenliğimle diliyorum.
Tüm pazarlama haberleri için -tıklayın-
Son dakika haberleri için -tıklayın-
|
||||
| Tüm Yazıları |
|
||||
| Tüm Yazıları |
Açık Öğretim Lisesi 2,5 yılda bitecek
Hurda araçlar trafikten çekiliyor
Açıköğretim Lisesi kredileri düşürülsün istiyorum (imza kampanyası)
| » Emekli Maaşları | » Memur Maaşları | » Cam Balkon | » Memur |
| » Milli Piyango | » Süper Loto | » Şans Topu | » Sayısal Loto |
| » E-Okul | » Haber | » Recep İvedik 3 | » Prenses ve Kurbağa |
| » Morganlar Nerede? | » Ejder Kapanı | » Avatar | » Sinema |
| » Adanalı | » Sakarya Fırat | » Canım Ailem | » Hanımın Çiftliği |
| » Aşk-ı Memnu | » Ezel | » Kurtlar Vadisi Pusu | » Dizi |
| » Eskişehirspor | » Antalyaspor | » Gençlerbirliği | » Gaziantepspor |
| » Bursaspor | » Ankaragücü | » Trabzonspor | » Spor |