Türkiye sac sanayi, son yıllarda devreye giren yeni yatırımlarla birlikte ithalata olan bağımlılığını en aza indirme konusunda yeni bir sürece girdi. Önümüzdeki yıllarda net ihracatçı olma özelliğine kavuşmanın planlarını yapan Türkiye sac sektörü, üretimini artırarak Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Avrupa’da daha rekabetçi bir konuma gelmek istiyor. Sadece Erdemir’in üretim yaptığı dönemde, ciddi miktarda ithalat yapmak zorunda olan sac sektörü, özellikle son dönemde yapılan yeni yatırımlarla ithalatçı yapısını kırıyor. Artan yatırımlara paralel olarak 2011’de 3.5 milyon ton sac fazlası olmasının öngörüldüğü sektörde, devreye girmesi planlanan yatırımlarla birlikte Türkiye’nin 3-4 sene sonra net ihracatçı olması bekleniyor.
Yapılan yatırımlarla hareketlenen sac sanayi, 1975 yılından sonra en hareketli dönemini son birkaç yıldır yaşıyor. İsdemir’in 2008 yılında devreye girmesi ile Erdemir’in artan yassı kapasitesi, Çolakoğlu’nun devreye giren sıcak rulo üretim hattı ve Tosyalı’nın sıcak rulo üretimine başlaması ile birlikte Türkiye’de sac üretimi ciddi oranda arttı. Sektör, 2010’da sıcak sacda tüketimini karşılamanın yanı sıra galvanizli sacda tüketimine yakın ‘fazla üretim’ yaptı. 2011 yılında sektörde 2 milyon ton sıcak sac ve 1.5 milyon ton galvanizli sac fazlası olması beklenen sektörde, oluşan kapasite fazlası ihraç edilebilecek.
Küresel kriz, hemen her sektörü etkilediği gibi sac sanayisini de büyük ölçüde olumsuz etkiledi. Satış fiyatlarının maliyetin altında kalması üreticileri güç durumda bırakırken, uluslar arası pazarlardaki talep daralması yüzde 60’lara kadar ulaştı. 2008’in ikinci yarısında yaşanan krizin ardından, talepte ciddi bir daralma yaşayan sektör, krizin etkilerinden 2010 yılı boyunca yavaş da olsa kurtulmaya başladı. Başta Avrupa olmak üzere otomotiv, beyaz eşya, makina gibi yassı ürün kullanan sektörlerin talebi 2010 yılında 2009 yılına göre artış gösterdi. Avrupa’da yassı kullanan sektörlerin siparişleri 2009’un ilk dokuz ayına göre 2010 yılında yüzde 18 oranında arttı. Henüz kriz öncesi talep seviyelerine ulaşılamamakla birlikte siparişlerde görülen bu artışlar, toparlanmanın sinyalleri oldu.
İÇ PAZARDA OTOMOTİV VE BEYAZ EŞYADAKİ ÜRETİM ARTIŞI SACA OLAN TALEBİ ARTIRIYOR
Türkiye sac sektöründe son dönemde iç piyasanın, ithalat yerine alımlarını yurtiçinden karşılaması da dikkat çekiyor. Sac, beyaz eşyadan elektrik komponentlerine, otomotivden uçak-uzay araçlarına kadar pek çok sektörün temel hammaddesi olarak kullanılıyor. Sac sanayiinin performansını ölçmek için incelenmesi gereken sektörlerin başında otomotiv ve beyaz eşya geliyor. Türkiye’de en çok sac tüketen sektörlerden biri olan otomotiv sektörünün 2010 yılı Ocak-Aralık döneminde toplam üretimi yüzde 26 artışla 1.095 bin adede yükseldi, otomobil üretimi ise yüzde 18 artışla 603 bin adet oldu. Türkiye beyaz eşya sektöründe ise 2010 yılında 6 ana ürün grubunda ihracat 13 milyon 730 bin adet olurken, üretim 18 milyon 396 bin adet seviyesinde gerçekleşti. Bu iki sektörde yaşanan gelişmeler, sac sektörüne olan talebi artırırken, gelecek dönemde iç pazardaki hareketliliğin daha da artacağı görüşünü kuvvetlendiriyor.
Sacda artan üretim miktarları ile birlikte Türkiye’de önümüzdeki dönemde çelik servis merkezlerinin öneminin de artması bekleniyor. Türkiye’de çelik servis merkezlerinin Avrupa’da olduğu gibi üretici ile son kullanıcı arasındaki kanal olması öngörülüyor. Piyasadaki oyuncuların ve üreticilerin, çelik servis merkezi yatırımlarını hızlandırdıkları da dikkat çekiyor. Önümüzdeki yıllarda Türk sac sektöründe tedarikçi zincirinin ‘üretici, çelik servis merkezi ve son kullanıcı’ olarak yeniden düzenlenmesi bekleniyor.
2010 yılında sektörde, demir cevheri tedarikçileri ve üreticiler arasında yapılan demir cevheri kontratlarında, yıllık anlaşmalar yerine çeyrek dönemlik anlaşmalar yapılmaya başlanması, sektörde yeni gelişmelere neden oldu. Üreticiler açısından demir cevheri fiyatlarında çeyrek dönemlik anlaşmalar yapılması, fiyat düşüş ve artışlarında önlem almaları açısından iyi bir gelişme olurken, son kullanıcılar demir cevherindeki çeyreklik fiyat değişikliklerini kabul etmekte zorlandı. Daha öncesinde yıllık yapılan anlaşmalarla maliyet hesaplarını yapan son kullanıcılar, çeyreklik fiyatlandırma sistemine geçilmesi ile birlikte maliyetlerini kestirememe endişesi yaşıyor.
“2011’DE ÜRETİM DE İHRACAT DA ARTACAK”
Daha önceki yıllarda yaklaşık olarak ihtiyacının üç misli uzun mamul üretilirken, yassı çelik üretiminin tüketimin üçte biri olduğunu Türkiye’de, 2010’da dengelenmeye doğru kuvvetli bir gidiş gerçekleşti. Yeni yatırımların yanında İsdemir ve Çolakoğlu’nun uzundan yassıya geçmesi, uzundaki fazlalığı azaltıp, yassıdaki açığı kapattı. Bunların yanı sıra sektör, 2010’da ciddi bir hareketliliğe sahne oldu. Geçen yıl Borusan 90 milyon dolarlık boru yatırımına başladı. MMK-Atakaş, boyama (boyalı sac) hattını, yeni soğuk haddehanesini ve galvaniz hattını devreye aldı. Çolakoğlu sıcak sac üretim tesisindeki ilk ürünlerini alırken, Tosçelik yeni sıcak sac tesisini devreye aldı. Yurtdışında ise yurtiçinde de sektörü çok yakından ilgilendiren İlyich ile Metinvest Grup birleşti ve Posco firması Bursa’da çelik servis merkezini çalıştırmaya başladı.
Tüm bu gelişmeleri değerlendiren Yassı Çelik İthalat İhracat ve Sanayicileri Derneği (YİSAD) Başkan Yardımcısı Tuncay Sergen, 2010’un ilk yarısında, yassı çelik üretiminde yüzde 58 artış olduğunu belirterek, “2011 yılında sac sektöründe devreye girecek yeni tesislerle, sıcak sac, galvanizli sac ve boyalı sacda fazlalık olacak ve bunun ihraç edilmesi gerekecek” dedi.
Türkiye’nin 2009 yılı verilerine göre dünyada önemli bir çelik ülkesi olduğunu ileten Sergen, “Ülkemiz 11 milyon 783 bin ton ile dünyanın en büyük uzun mamul ihracatçısı, 15 milyon 666 bin ton ile de dünyanın en büyük hurda ithalatçısı oldu. 25 milyon 303 bin ton çelik üretimiyle dünyada 10’uncu olurken, genel toplamda 17 milyon 413 bin ton ihracatla dünyada sekizinci oldu. Ham çelik tüketiminde dünyada 21’inci sırada yer alırken, 18 milyon 28 bin tonla mamul mal tüketiminde dünya üçüncüsü oldu. Böylece Çin ve Hindistan’dan sonra en iyi performansı gösteren üçüncü ülke oldu” diye konuştu.
“DEMİR ÇELİK SEKTÖRÜNÜ DEMİRYOLUYLA DESTEKLEMEK GEREK”
Konya’nın Akdeniz’e, Eskişehir’in Marmara Denizi’ne demiryoluyla bağlanması gerektiğini söyleyen Sergen, bunun iç dinamikleri canlandıracağını ve Anadolu’da işsizliği azaltacağını savundu. Dış ticaretin geliştirilmesinin ancak düzenli bir ulaştırma şebekesi ile mümkün olacağını ileten Sergen, Cumhuriyet’in kuruluşundan 1938 yılı sonuna kadar, ekonomik kalkınmayı sağlamak için demiryollarına öncelik verildiğini hatırlattı. Atatürk’ten sonra unutulan demiryolunun artık önem kazanması gerektiğine dikkat çeken Sergen, şöyle konuştu: “Ray yapıyoruz, çelik yapıyoruz ancak demiryolu yapmıyoruz. Komşularımıza ucuz ulaşmak ve ülke içinde malı ucuza taşımak gerekiyor. Parlayan yıldızımız demir çelik sektörünü, demiryoluyla desteklemek gerekiyor.”
Demiryolu ağı ve limanların geliştirilmesinin yanı sıra kolay erişilebilir olması gerektiğine dikkat çeken Sergen, hatta demiryolunun branşmanlarla fabrikaların içine girmesi gerektiğini söyledi. Sergen, böylelikle İran, Irak, Suriye hatta Asya’nın içlerine demiryoluyla ulaşılacağını aktardı.
Sac İşleme sektörü haberleri için `tık`layın