23 Temmuz 2014 Çarşamba
Teknik Makale
Türkiye’de elektrik üretiminin tarihçesi
Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. Genel Müdürlüğü Mustafa Esenduran: Türkiye’de elektrik üretiminin tarihçesini ve gelişimini Cumhuriyet’in ilanından önce ve Cumhuriyet’ten sonra olmak üzere iki sürece ayırmak yerinde olacaktır.



Türkiye’de elektrik üretiminin tarihçesini ve gelişimini Cumhuriyet’in ilanından önce ve Cumhuriyet’ten sonra olmak üzere iki sürece ayırmak yerinde olacaktır.

1. OSMANLI’DA ELEKTRİK ÜRETİMİNİN TARİHÇESİ
Osmanlıların teknolojik ve ticari değiş tokuş için çok verimli vasıtalar olan çeşitli uluslar arası sergiler ve fuarlara katıldığı, aynı şekilde kendi topraklarında da bir fuar teknoloji fuarı düzenlediği bilinmektedir. 1851 yılının Mayıs ve Ekim ayları arasında düzenlenen ve Londra Hyde Park’ta açılan dünyanın ilk uluslar arası ticaret, icat ve sanat eserleri fuarına Osmanlı Devleti de katılmıştır. 26 hektarlık bir alanda yapılan, 14.000 sergicinin katıldığı ve 6 milyon insanın ziyaret ettiği bu sergiye Osmanlı Devleti de 700 çeşit farklı malzeme ile katılmıştır. 1855 yılında Paris’te ve 1862 yılında Londra’daki uluslar arası sergilere katılan Osmanlı Devleti 28 Şubat 1863 tarihinde Sultanahmet’te 3500 m2’lik bir alanda Sergi-i Umumi adı altında bir teknoloji sergisi düzenlemiştir. 10.000 çeşit farklı ürünün yer aldığı bu sergide Avrupa’dan getirilen farklı teknolojik ürün ve icatlar da yer bulmuştur.

Sanayi Devrimi ile başlayan sanayileşme hareketleri ve kullanımı giderek yaygınlaşan makinalar yeni enerji ihtiyacı doğurmuştur. 19. yüzyılın sonlarında, temiz ve kolay kullanılabilir bir enerji olan elektrik toplumda büyük bir heyecan oluşturmuştur. Dünyada ilk defa elektrik enerjisi 1878 yılında kullanılmaya başlanmıştır. 1882 yılında ise ilk elektrik santrali Londra’da devreye sokulmuştur. Aynı yıl New York kentinin dörtte birinde sokaklar elektrikle aydınlatılabilmiştir. Elektrikle aydınlanma Osmanlı devleti tarafından da denenmiş ancak Sultan II. Abdülhamid özellikle İstanbul’da elektriğin yaygınlaşması durumunda çoğu ahşap olan evlerde yangın tehlikesinin boy göstereceği düşüncesi ile bundan vazgeçilmiştir.*

İstanbul’un elektrik ışığına kavuşması için ilk teşebbüs 1878 tarihinde bir Fransız şirketi adına Mösyö Şarl Tokas tarafından yapılmıştır. 2 Mösyö Şarl Tokas o dönemki Bayındırlık Bakanlığı’na yapmış olduğu müracaatta bütün Avrupa şehirlerinin Japloskov* usulü elektrikle aydınlatıldığını ancak değerli bir şehir olan İstanbul’un ise hâlâ gaz ile aydınlatılmasının yanlış olduğunu belirtmiştir. Bu itibarla Mösyö Şarl Tokas İstanbul’u aydınlatmak için 50 yıllık bir imtiyaz veya 5 senelik tecrübe ça¬lışmasına müsaade olunmasını istemiş ve kendisiyle 6 maddelik bir anlaşma yapılmıştır. Anlaşma uyarınca;
• Mösyö Şarl Tokas’a İstanbul ve diğer Osmanlı şehirlerinde tecrübe edinmesi için 5 senelik bir hak tanınması,
• Devletin memnun kalmaması halinde veya kabul etmemesi halinde herhangi bir tazminatın ödenmemesi,
• Padişah tarafından iradenin çıkması durumunda 6 ay içerisinde faaliyete başlanması,
• Avrupa’dan gelecek malzemelerin bir defaya mahsus gümrük resminden muaf tutulması,
• İstanbul’dan başka Üsküdar, Selanik, Edirne, Sinop, Konya, Tarsus, İzmir, Bursa şehirlerinde de masrafı kendilerine ait olmak üzere 4 sene müddetle yapacakları denemelerde Devlet tarafından himaye edilmeleri kabul edilmiştir.

Mösyö Şarl’ın önergesi ve varılan antlaşma Bayındırlık Bakanlığı tarafından yazılan bir teskere ile genel kurula gönderildi. Teklif burada da görüşülerek bazı değişiklikler yapılmak suretiyle kabul edilip, padişahtan da gerekli irade alındı ancak bu durum bir teşebbüsten öteye geçememiş ve yapılan görüşmeler sonucunda bu teşebbüs olumsuz sonuçlanmıştır. İstanbul’da elektrik imtiyazı hususunda yeni bir talep uzun zaman gelmemiştir. Ülkemizin elektrik enerjisiyle çok geç tanışmasından ve elektrik endüstrisinin yavaş gelişiminden dolayı ülkemiz ekonomik ve sosyal olarak elektrikten gerektiği gibi faydalanamamıştır.

Osmanlı Devleti’nde elektrik üretimi ilk kez 15 Eylül 1902 yılında Mersin’in Tarsus ilçesinde gerçekleştirilmiştir. Tarsus’a 1800 metre uzaklıkta ‘Bentbaşı’ mevkiinde bulunan Berdan Nehri üzerinde su değirmeniyle çalışan bir santral oluşturulmuştur. Su değirmeni milinin transmisyon kayışıyla çevrilen 2 kW’lık bir dinamo ile oluşturulan santral kasabaya elektrik sağlamıştır. Daha sonra bu santral hidroelektrik santraline dönüştürülerek gücü 60 kw’a çıkartılmıştır. Tarsus’ta ufak bir elektrik santrali kurma fikri Dörfler isimli Avusturyalı bir kişiye aittir. Bu santral Avusturya’dan kaçarak Tarsus’a yerleşip dönemin Tarsus Belediyesinde çalışan ve Tarsusluların Torfıl dedikleri bu kişinin çalışmalarıyla kurulmuştur. Bu sayede elektrik 1902 tarihinde Tarsus’ta üretilmeye ve kullanılmaya başlamıştır. 1905 yılında işletmeye açılan bu santral, Birinci Dünya Savaşı’na kadar Tarsus sokaklarını ve bazı konutları aydınlatmıştır. Tarsus’ta dolayısıyla Osmanlı’da ilk defa elektrikle aydınlanan konutlar Müftüzade Sadık Paşa ve Ramazanoğullarından Sorgu Hâkimi Yakup Efendi’nin evleri olmuştur. 5 Santral daha sonra Tarsus’ta bulunan diğer evlere de elektrik vermeye başlamış ve bu hizmet bizzat belediye tarafından yürütülmüştür. Zamanla santralin kapasitesi yeterli gelmediğinden Avanye bendi üzerine yeni bir elektrik tesisi kurulmuştur. 1902 yılında kurulan bu santralin ardından 1904 yılında Şam’da ve 1906 yılında Beyrut’ta ufak çapta elektrik üretimine başlanmıştır.

1906 yılında İstanbul’da Yıldız Sarayı, Beyoğlu ve civarının elektrikle aydınlatılması için Siemens Şirketinin, 1909 yılında Boğaziçi’nin Asya sahillerini aydınlatmak için Paris Elektrik Şirketinin ve 1910 yılında aydınlatma, telefon ve kanalizasyon  sistemleri için British Westinghouse  Electric and Manifacturing şirketlerinin imtiyaz talepleri olmuştur. Ancak bu imtiyaz talepleri kabul görmemiştir.

İstanbul’a elektriğin geç ulaşmasında havagazı şirketlerinin rolü olmuştur. Çünkü bu şirketler elektriğin aydınlatmada kullanılmasını imtiyaz haklarına tecavüz olarak görmüşler, bunu engellemek için ellerinden geleni yapmışlardır. Ancak elektrik enerjisinin bünyesinde barındırdığı faydaların artık ihmal edilemez boyutlara ulaşması hükümeti bu yönde bir adım atmaya itmiştir. Hükümet, İstanbul’a elektrik temini için bir santral ve lüzumlu dağıtım tesislerinin kurulmasına karar verdi. Beyoğlu Gaz Şirketi’nin ihtiyaçlara cevap verememesi üzerine elektrik imtiyazını engellemeye çalışması dikkate alınmamıştır.

Elektrik enerjisi sektöründe yapılan ilk çalışma, 10 Haziran 1910 tarihinde çıkarılan “Menafi Umumiye Müteallik İmtiyaz” yani “kamu yararına ilişkin ayrıcalıkları düzenleyen yasa” enerji alanındaki imtiyazların yabancı sermayeye kolaylıklar verilebilmesini sağlamıştır. 7 İstanbul’da elektrik üretimine imtiyaz veren şartnamenin 2. Maddesinin 3. Fıkrasında elektrik imtiyazı yetkisinin genel taşıma araçlarına elektrik verilip çalıştırılması konusunu kapsamadığı açıkça belirtilmiş ve Tramvay Şirketi korunmuştur.

1910 yılında İstanbul’un elektrik imtiyazı hususunda bir ihale düzenlenmiş ve 8 şirket arasında Ganz şirketine elektrik imtiyazı verilmiştir. Sultan V. Mehmet Reşad başkanlığında 1 Ekim 1910 tarihinde toplanan hükümet onayıyla Macar Ganz Anonim Şirketi’ne 50 yıllık çalışma yetkisi sunulmuştur. Anlaşmayı firma adına Fökyö Varnan ve Jiro Loşor imzalamıştır. 
Bu süreç içerisinde Fokyo Vernan, Schneider ve Ünyan Ottoman şirketlerine ikramiyeler verilmiştir.

27 Eylül 1910 tarihinde İstanbul’da elektrik imtiyaz hakkı ihalesini kazanan Ganz şirketi 12  bir yıl sonra Generale de Credit Hongrois ve Banque de Bruxelles bankalarının ortaklığında Osmanlı Anonim elektrik Şirketi’ni kurmuştur. Bu şirket öncelikle Kabataş’a 500 beygir gücünde 2 lokomobil kurmuştur. Bu lokomobillerin çevrilmesi ise 500 voltluk dinamolardan elde edilen enerji ile Galata-Ortaköy tramvay hattı işletilebilmiştir. Şirket ayrıca Galata- Ortaköy hattında çalışacak tramvaylar için Kabataş’ta doğru akım dinamolarını kurmuştur.

1910 yılında İstanbul’da Beyazıt, Sultanahmet, Fatih, Samatya, Eyüp, Beyoğlu, Hasköy, Beşiktaş, Arnavutköy, Yeniköy, Tarabya, Büyükdere, Beykoz, Anadoluhisarı, Beylerbeyi, Yenimahalle, Doğancılar, Kadıköy, Adalar ve Bakırköy Belediye Daireleri bulunmakta ve elektrik dağıtım şirketine verilen imtiyaz toplam 13 belediye dairesini kapsamaktaydı.  İstanbul’un Rumeli yakasında yalnız kuvve-i muharrike* için bir ihale duyurusu ilan etmiştir. Anadolu yakasının elektrifikasyon işi bu ilanda yer bulmamış ve sonraya bırakılmıştır.

İstanbul’da ilk defa kurulacak olan elektrik santrali için başlangıçta hidrolik santral düşünülmüştür. Ancak hidrolik santralin çalışabilmesi için gerekli olan akarsu yataklarının bulunmayışı nedeniyle şirket termik santral yapımını uygun görmüştür. Santral yapımının yer seçiminde Silahtarağa tercih edilmiştir. Şehir merkezine yakın olması, deniz yolu ile bağlantısı ve kömür taşımacılığı için elverişli konumda bulunması yer olarak Silahtarağa’nın seçilmesinin başlıca nedenleridir. Ayrıca Silahtarağa bölgesi elektrik dağıtım şebekelerinin kurulması ve şehre iletilmesi açısında uygun bir konumda bulunmaktaydı.

1911 yılında elektrik santrali arazisi için 118.000 m²’lik bir alan satın alındı ve inşasına başlandı. 1913 yılının Haziran ayında bitirilmesi düşünülen santral, Balkan savaşları ve 28 Eylül 1913 tarihinde İstanbul’daki sel felaketi yüzünden 1914 yılında tamamlanabildi. Yaşanan bu sel felaketinden dolayı santral inşasında çalışan birçok işçinin hayatlarını kaybettikleri bilinmektedir.

Silahtarağa Elektrik Santrali, santral, türbin jeneratör grupları, buhar kazanları ve diğer bölümlerden müteşekkil bulunmaktaydı. Santral, her biri 5.000 kw’lik 3 turbojeneratör grubu, 13,4 MW güç kapasitesi ve 13.000 kg/saat buhar kapasiteli altı kazanla birlikte 11 Şubat 1914 günü faaliyete geçmiştir. Silahtarağa Elektrik Santrali’nin faaliyete geçmesinden bir yıl sonra şirket ortaklığının hisse senetleri tamamen “Societe Financiere de Transport et d’Enterprises Industrielles a Bruxelles” yani SOFINA konsorsiyumuna devredilmiştir. 14 Şubat 1914 tarihinde ise hususi tesisata verilmiştir. Kent şebekesine ilk elektrik, Beyazıt, Tozkoparan ve İstinye’de bulunan üç indirici merkezinden ve transformatör postalarından oluşan dağıtım şebekesi ile verilmiştir. İstanbul, Boğaziçi ve Beyoğlu bir süre bu üç indirici merkezinden elektrik almıştır. İstanbul’a ilk kez 1914 yılında elektrik verilmesine rağmen İstanbul’un caddelerinin elektrikle aydınlatılması 1923 yılını bulmuştur. Bu şirket sokak aydınlat¬malarını İstanbul Havagazı Şirketi ile birlikte yürütmüştür. İstanbul sokaklarının elektrikle aydınlanmasında Balkan Savaşı’nın olumsuz etkileri görülmüştür. Savaş yüzünden elektrikle aydınlanmayı sağlayan cihazların fiyatları yükselmiş ve bu malzemelerin nakliyesinde sorunlar baş göstermiştir. İstanbul’da şebekeye 1914 yılında elektrik verilmeye başlamış ancak o yıllarda sadece ana caddeler ve tramvay güzergâhları aydınlatılabilmişti. İstanbul sokakları, Anadolu yakası ve merkeze uzak semtler elektrikten aydınlatma ve kullanım alanlarında istifade edememekteydi. Şehir caddelerinin ve sokaklarının tam olarak aydınlatılması 1920’li yıllarda mümkün olmuştur. 15 İstanbul’un Anadolu yakasına elektriğin gelişi ise 1926 olmuştur.

1923 yılına kadar İstanbul’un bazı caddeleri ışıklandırılabilmiştir. 16 Ancak bu tarihten sonra şehrin cadde ve sokaklarında aydınlatma seferberliği başlatılmıştır. 1926 yılında ilk kez istanbul’un Anadolu yakasına elektrik verilebilmiştir. 1931 yılında Büyükada’ya 1932 yılında ise Heybeliada’ya elektrik verilmeye başlanmıştır.

Tablo 1’de elektrik enerjisi alanında atılan önemli adımların ardından 1910’lu yıllarda kurulan bazı elektrik üretim tesisleri görülmektedir. 1910 yılında 118 Kw kapasitesi ile kurulan İzmir Çamaltı Tuzlası Türkiye’de faaliyet göstermiş olan ilk elektrik üretim tesislerinden birisidir. 1910’lu yıllarda kurulan diğer elektrik üretim tesisleri tabloda yer almaktadır.
İstanbul’da elektriğin yaygınlaşmasıyla birlikte şebekeye abone olan İstanbulluların sayısı yıldan yıla artış göstermiştir. Örneğin şebekeye abone olan İstanbulluların sayısı 1921’de 2.055 iken 1926’da 41.000’e ulaşmıştır. 1915 yılında kayıtlı toplam 269 adet sanayi müessesesinin bulunduğu İstanbul’da sanayi faaliyetlerinin artması, atölye, imalathane ve fabrikaların çoğalması ve şehrin genişlemesi ile birlikte elektriğe olan ihtiyaç artmıştır. İhtiyacın artması şebekeye yeni takviyelerin yapılmasını beraberinde getirmiştir.

Tablo 2’de İstanbul’da elektrik abonelerinin sayısı gösterilmektedir. 1923 yılından 1932 yılına kadar elektrik abonelerinin sayısında bir yükseliş söz konusudur. Hükümet ve şirket arasında yapılan anlaşmalarla belirlenen indirimli ve indirimsiz abone gruplarına göre 1923 yılında 1.508 adet indirimli, 28.694 adet indirimsiz olmak üzere toplam 30.202 adet elektrik abonesi mevcutken bu oran 1932 yılında 5.177’i indirimli ve 73.685’i indirimsiz olmak üzere toplam 78.862 aboneye ulaşmıştır.

2. CUMHURİYET DÖNEMİNDE ELEKTRİK ÜRETİMİNİN VE GELİŞİMİ
Cumhuriyet sonrası dönemde uygulanan politikalarda elektrik imtiyazları sisteminin değişmediğini görmekteyiz. Cumhuriyet’in ilanından sonra sanayiye yönelik atılım politikaları enerji sektörüne önem verilmesini gerektirmiş ve hükümetler her şehir için elektrik santrali yapımını amaçlamışlardır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulan elektrik santralleri yabancı ortaklar tarafından finanse edilmekte ve imtiyazlı ortaklık yoluyla işletilmekteydi. Cumhuriyetin ilanında önce verilen enerji imtiyazları bu yeni dönemde faaliyetlerine devam etmiştir.

Osmanlı’nın son dönemlerinde belirli bazı kentlerde elektrik üretim imtiyazı yabancı sermayeli şirketlere verilmiş ve bu uygulama Cumhuriyet’in ilk yıllarında da devam etmiştir. Yetişmiş kalifiye personelin yetersizliği, kaynak ve sermaye sıkıntısı ile teknik yetersizlik özel yabancı şirketlere tanınan imtiyazın sebepleri arasındadır. 

Cumhuriyet hükümeti ile yapılan imtiyaz sözleşmelerine göre şirketler elektrik satış fiyatlarını sağlam temellere dayandırmışlardır. Buna göre; paranın değerinin düşmesi, mal ve işçilik giderlerinin artması gibi durumlarda şirketlere altın esasına göre elektrik satış fiyatlarını yükseltme hakkı tanınmıştır. Nitekim İngiltere’de meydana gelen amele grevleri yüzünden nakliye ücretlerinin artması santralde üretilen elektriğin fiyatını da etkilemiştir. İstanbul’da elektrik imtiyazı aynı şirkete verilmiş, daha sonra şirket Belçikalılar tarafından satın alınarak el değiştirmiştir. Alman kökenli şirketler Ankara ve Adana’da, İtalyan kökenli şirketler ise Bursa, Mersin, Balıkesir Gaziantep, Tekirdağ ve Edirne’de elektrik imtiyazına sahip olmuşlardır. İzmir’de Belçika, Trakya’da ise Macar şirketleri elektrik imtiyazlarına sahip olmuşlardır. Daha sonra Adana, Bursa, Edirne ve Gaziantep gibi illerin elektriklendirilebilmesi için İstanbul’da olduğu gibi özel ortaklıklara imtiyazlar tanınmıştır.

17 Haziran 1923 tarihinde İstanbul’da elektrik imtiyazına sahip olan Osmanlı Anonim Şirketi ile Cumhuriyet hükümeti arasında yapılan sözleşme uyarınca İstanbul’da elektrik dağıtım imtiyazına sahip olan şirket, hak ve çıkarlarını yeni hükümete de kabul ettirmiştir. Osmanlı Anonim Şirketi 17 Haziran 1923 tarihinde Ankara hükümeti ile yaptığı anlaşma sonucunda adını Türk Elektrik Anonim Şirketi olarak değiştirmiştir. 1923 yılında santrale 10.000 kilovatlık yeni bir alternatör grubunun yerleştirilmesi ile elektrik hattı Büyükdere ve Bakırköy’e kadar uzamış ve bu bölgelere elektrik verilmiştir. 7 Eylül 1926 tarihinde Türk Elektrik Anonim Şirketi ile yapılan anlaşma sonucunda elektrik şirketinin sermayesi 59 Milyon İsviçre Frangı’na çıkartılmıştır. Şirketin imtiyaz müddeti ise 1993 yılına kadar uzatılmıştır. 21 Nisan 1931 yılında elektrik şirketi Kadıköy Elektrik ve Havagazı fabrikasını satın alarak faaliyet sahasını Kartal, Pendik ve Adalar’a kadar genişletmiştir.
Cumhuriyetin ilan edildiği 1923 yılında ülkemizde yıllık üretimi toplam 44,5 GWh olan 38 santral bulunmaktaydı. Çoğunluğu motor gücü ile çalışan bu santrallerin 14 tanesi kişilere, 13 tanesi ortaklıklara ve 11 tanesi belediyelere aitti. Aynı yıl Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü sınırları içinde yalnızca İstanbul, Adapazarı ve Tarsus elektriğe kavuşturulabilmiştir. 1923 yılında halkın % 94’ü elektriksiz kesimde yaşamaktaydı. Kişi başı yıllık tüketim miktarı ise 3 KW civarındaydı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında genel elektrik üretim kapasitesi 32.780 kw olarak belirlenmiştir. Yapılan yatırımlar ile Türkiye’deki elektrik üretim tesislerin toplam kurulu gücü 32,7 MW olmuş böylelikle kişi başı düşen elektrik enerjisi üretimi 5 Kwh dolaylarına yükselmiştir.

Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda ve 1923-1930 arası dönemde uygulanacak ekonomik politikaların ana hatları 1923 İzmir İktisat Kongresinde belli olmuştur. 1923 yılında İzmir’de yapılan 1. İktisat Kongresinde Atatürk; ülke ekonomisinin kendi kaynak ve gelirleriyle gelişmesi gerektiği belirtmiş ve elektrifikasyon şebekelerine önem verilmesi gerektiğinin altını çizmiştir.* Elektrik enerjisine verilen önem neticesinde bu tarihlerde elektrik kurulu gücü 33 MW’a elektrik üretimi ise 45 MW’a ulaşmıştır.

Tablo 3’te ülke geneli kişi başı elektrik üretim ve tüketim oranlarının gelişimi seyredilmektedir. 1923 yılından 1938 yılına kadar ülke genelinde kişi başı elektrik üretim ve tüketim oranı sürekli artmıştır. Sadece 1925 yılında kişi başı üretim ve tüketim miktarı sabit kalmıştır. 1923 yılında kişi başı brüt üretim 3,6 Kw, brüt tüketim ise 3,3 Kw olarak gerçekleşmiştir. 1937 yılında ise kişi başı brüt üretim 17,4 Kw, brüt tüketim 15,5 Kw olarak belirlenmiştir. Elektriğin yaygınlaşması, elektrikli aletlerin çoğalması, elektriğin kişilerin gündelik hayatlarında daha fazla yer alması ve sanayide elektrik tüketiminin hızlı artışı kişibaşı elektrik üretim ve tüketim miktarlarının yıldan yıla artmasında önemli birer etken olmuşlardır.

Tablo 4’te ülke geneli nüfus sayısı ile tüketilen elektrik oranları verilmektedir. Bu tablo ile nüfus sayısının artışı ile elektrik tüketimi arasındaki bağıntıyı sağlayabilmekteyiz. 1923 yılından itibaren nüfus sayısının belirli oranlarda arttığını görmekteyiz. Aynı şekilde net elektrik tüketimi ile kişi başı elektrik tüketimi 1923 yılından itibaren sürekli bir artış kaydetmektedir. Tabloda ayrıca ülkenin ekonomik durumunun yansıtılması amacıyla 1923 yılından 1937 yılına kadar GSMH’nın yıllara göre oranları yer almaktadır. Bu tablodan çıkarılan net elektrik tüketimi ve kişibaşı elektrik tüketimi nüfusun artması ile birlikte artış kaydetmiştir. GSMH oranlarının iniş çıkışları elektrik tüketimini net olarak etkilememekle birlikte oransal olarak etkilememiştir.

İzmir İktisat Kongresinde alınan kararlar gereği liberal ekonomi sisteme yerleştirilmeye çalışılmıştır. Maden ve taşkömürünün işletmeciliği alanında Fransız sermayeli Ereğli şirketinin yanı sıra yerli özel sermayeye sahip Türkiye İş Bankası da maden işletmeciliğine girmiştir. 1926 yılında çıkarılan bir yasa ile petrol arama, çıkarma ve işleme gibi yetkilerin tamamı hükümetin sorumluluğu altına girmiştir. 1926 yılında Tarsus ve Civarı Elektrik Anonim Şirketi adıyla ilk kez bir Türk elektrik şirketi kurulmuştur.

Tablo 5’te ülke geneli elektrik santrallerinde kurulu güç ile üretim ve tüketim oranları gösterilmiştir. Buna göre daha önceki tablolarda yer aldığı gibi 1913 yılından 1937 yılına kadar elektrik tüketim oranlarında artış yaşanmıştır. Ancak bazı yıllar arasında artış oranı çok zayıf kalmıştır. Özellikle 1923 ile 1924 yılları arasında santrallerin kurulu gücü 32,8 MW’dan 32,9 MW’a çıkabilmiştir. Aynı yıllar içerisinde termik santral üretimi 32,7 MW’dan 32,8 MW’a yükselmiştir. Brüt üretim 44,5 Gw’dan 44,6 Gw’a çıkmış net tüketim oranı ise aynı kalmıştır. Diğer yıllar göz önüne alındığında ise artış hızının bu kadar yavaş olmadığını görmekteyiz. 1937 yılına gelindiğinde santrallerin kurulu gücü 167,1 MW, termik santral üretimi 161,7 MW, hidroelektrik santrali üretimi 5,4 MW, brüt üretim 289,8 Gw net tüketim ise 257,7 GW olarak gerçekleşmiştir. Tabloda dikkate değer bir diğer nokta hidroelektrik santraller tarafından üretilen elektriğin artış oranıdır. 1913 yılında 0,1 MW elektrik üreten hidroelektrik santralleri 1937 yılında 5,4 MW elektrik üretmişlerdir. Ancak yıllar itibariyle hidroelektrik santralleri tarafından üretilen elektrik oranları termik santraller tarafından üretilen elektrik oranlarının yanında zayıf kalmıştır. Genel olarak hidroelektrik santralleri tarafından üretilen elektrik oranı bahsi geçen yıllar arasında düşük kabul edilmektedir. Hidroelektrik santrali kurulmasının maliyetli olması gibi nedenler bu oranlarda etkili olmuştur.
1925 yılında Ankara ve Adana, Artvin, İnebolu, Akşehir, Mersin, Trabzon, 1926 yılında ise Aksaray, Ayvalık, Bursa, İzmit, Konya. Kütahya, Malatya ve Sivas  elektriğe kavuşmuşlardır.  Ankara’ya elektrik 1925 yılında Alman MAN ve AEG şirketlerinin ortaklığı ile kurulan bir dizel jeneratörle verilmeye başlanmıştır.

Türkiye’nin ikinci büyük kapasitedeki, üçüncü termik santrali 1928 yılında İzmir ilinin ihtiyacını karşılamak için Alsancak semtinde kurulan 5 Megawatt (MW) gücündeki santral olmuştur. İzmir Termik Santrali’nin birinci ünitesinin bazı Otoprodükör Santrallerinin devreye girmesi ile birlikte toplam müesses kudret * 78,8 MW’a yükselmiştir.

1928 yılında İş Bankası madencilik kuruluşu olan Kömüriş’in (Fransız sermayeli Ereğli Şirketi ortaklığı ile) İncirharmanı Ocaklarında, Kömüriş Termik Santrali kurulmuştur. İtalyan Marelli, Alman AEG ve Macar Ganz gibi şirketler bölgelerde kurulan santrallerin imtiyazlı yabancı ortakları olmuştur. 1930’lu yıllarda 3 tane termik santral, 11 adet hidrolik santral 27 adet dizel, 4 adet buhar makinalı ve 3 adet gaz motorlu olmak üzere toplam 48 adet elektrik santrali bulunmaktaydı. 1930 yılında Türkiye’nin Kurulu gücü 74,8 MW’a, elektrik üretimi 106,3 Gwh ve kişi başına yıllık elektrik tüketimi 6,2 kWh’a ulaşmıştır.



Tabloda da görüldüğü gibi 1930 yılına kadar birçok şehrimizde ve yerleşim yerinde yeni santraller kurulmuş ve faaliyete geçmiştir. Bu santraller Morelli (İtalyan), AEG (Alman), Ganz (Macar) ve Bergmen (Alman) ve Belçika şirketleri tarafından
kurulmuş ve işletilmiştir. 22 Bu santrallerin büyük bir bölümü termik santrallerden oluşmuştur.

Cumhuriyet dönemi ile birlikte uygulanan iktisadi politikalar ve gelişmeler işgücüne ilişkin önemli değişikliklere yol açmış ve işgücünün sektörel dağılımları değişmiştir. Örneğin 1924 yılında sanayi kesiminin istihdam içerisindeki payı % 4,6 iken ilerleyen yıllarda bu hızlı bir artış göstermiştir. Ancak 1930’lu yıllarda milli gelirin büyük bir kesimi tarımdan sağlanmakta, emeğin büyük bir kısmı yine tarımda istihdam edilmekte ve nüfusun büyük çoğunluğu kırsal kesimde yaşamaktaydı.

1929 yılında ortaya çıkan ekonomik buhran ile birlikte Türkiye’de devletçi politikalar izlenmeye başlamıştır. 11 Nisan 1934 tarihli Birinci Beş Yıllık Sanayi Planında devletin Türkiye’deki hidrolik ve termik kaynaklan araştırarak değerlendirilerek benimsenmiştir. Birinci Beş Yıllık Sanayi Programı’nı oluşturan gizli Bakanlar Kurulu Kararı’na göre elektrifikasyon işlerinin İktisat ve Nafıa Vekâletleri tarafından etüt edilerek umumi bir plan hazırlanması tensip edilmiştir. 1935 yılında dönemin İktisat Vekili olarak görev yapan Celal Bayar TBMM’de yaptığı konuşmada* hükümetin sanayi programının en büyük hedefleri arasında yer altı servetlerinin işletilmesi ile elektrifikasyon işlerinin olduğunu belirtmiştir. 26  Bir başka oturumda ise elektrik enerjisinin geliştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.**

Cumhuriyetin ilk yıllarında liberal ekonomi sistemi uygulamaya konmuştur. Ancak 1929 yılında New York’ta başlayan para ve sermaye bunalımı bütün dünyayı etkisi altına aldı. Türkiye ise bu krizin etkisini en aza indirebilmek amacıyla 1930 yılında Türk Parasının Değerini Koruma Yasasını çıkarmıştır. Bu yasa ile yurtdışına para çıkışı zorlaşmış ve denetimler sıklaşmıştır. Bu durum imtiyazlı ortakların durumunu olumsuz yönde etkilemiş ve şirket sözleşme maddelerine uymamaya başlamışlardır. Türkiye’de ise yabancı sermayeye ve imtiyazlı ortaklara ayrıcalık tanınmaması düşüncesi benimsenmeye başlanmıştır. 1930 yılında Belediyelere bazı haklar getiren bir yasa çıkarılmıştır. Belediyelere bu yasa ile birlikte kendi sınırlarında bulunan havagazı, elektrik, su, tramvay gibi hizmetlerin görülebilmesi için tesisler kurma ve bu tesislerin işletilmesi hakkı tanınmıştır. Ayrıca elektrik tarifelerinin yüksek olmasından dolayı birçok firma kendi elektriğini kendi üretmeye başlamıştır. Otoprodüktör tesislerinin hızla yayılması ve imtiyazları şirketlerin çıkarları doğrultusunda hareket etmesi sonucunda hükümet şirketlerin satın alınmasına karar vermiştir. Bütün bu gelişmelerin ardından 09 Temmuz 1938 tarihinde 3480 numaralı Kanun ve 3955 sayılı Resmi Gazete uyarınca İstanbul’un elektrik imtiyazını elinde bulunduran şirket hükümet tarafından satın alınmıştır. 27 Silahtarağa Elektrik Santrali’nin millileştirildiği yıl olan 1937 yılında İstanbul’da 405 km yüksek gerilim şebekesi, 943 km alçak gerilim şebekesi olmak üzere toplam 1348 km tevzi şebekesi bulunmaktaydı. 28 1939 yılında Ankara, Adana. Bursa, Mersin, Balıkesir, Gaziantep, Tekirdağ, Edirne, 1943 yılında ise İzmir’de bulunan santraller millileştirilmiştir.



Tabloda 7’de İstanbul’da kurulan şehir ve endüstri santralleri ile bunların kurulu güçleri görülmektedir. 1923 yılında 2 adet olan şehir santrali büyük bir artışla 1938 yılında 151’e çıkmıştır. 1923 yılında 19 olan endüstri santrali ise 1938 yılında 57 olmuştur. Endüstri santrallerinin artış hızı şehir santrallerinin artış hızının yanında zayıf kalmıştır. 1923 yılında şehir santrallerinin kurulu gücü 20.060 Kw iken 1938 yılında kurulu güç 87.880 Kw olmuştur. Bunun yanında 1923 yılında endüstri santrallerinin kurulu gücü 9.604 Kw iken 1938 yılında kurulu güç 75.575 Kw olarak belirlenmiştir. 1933 yılında endüstri santrallerinin kurulu gücü 26.807 Kw iken 1938 yılında kurulu güç 75.575 Kw’a çıkmıştır.

Tabloda 8’de İstanbul’da bölgelere göre elektrik tüketim miktarları verilmiştir. Tabloya göre 1927 yılına kadar Üsküdar-Kadıköy bölgesinde herhangi bir elektrik tüketimi görülmemektedir. 1927 yılından 1932 yılına kadar ise bu bölgede sürekli artan bir elektrik tüketimi olduğunu görmekteyiz. Bu bölgede en büyük elektrik tüketimi artışı 1930 ile 1932 yılları arasında gerçekleşmiştir. 1930 yılında 1.831.695 Kilovat olan elektrik tüketimi 1932 yılında 7.028.658 Kilovata çıkmıştır.
İstanbul ve Beyoğlu bölgesinde ise 27.672.227 Kilovat olan tüketim 1932 yılında 65.347.226 Kilovat olarak ölçülmüştür. İstanbul ve Beyoğlu bölgesinde 1923 yılından 1932 yılına kadar sürekli bir artış söz konusudur. Üsküdar ve Kadıköy bölgesinde tüketilen elektriğin kat kat fazlası bahsi geçen yıllarda İstanbul ve Beyoğlu bölgelerinde tüketilmiştir.

İstanbul’da aylara göre elektrik tüketim miktarını gösteren tabloya göre 1923 yılında toplam 27.672.227 Kw, 1932 yılında ise 72.375.884 Kw elektrik tüketilmiştir. Elektrik tüketimi, elektriğin yaygınlaşması ve teknolojinin gelişmesine paralel olarak artış göstermiştir. Ayrıca tabloda bahsi geçen yıllar arasında hangi ay ne kadar elektrik tüketildiği rahatlıkla görülebilmektedir.

II. Dünya Savaşı sonrası uygulanması düşünülen Sanayi Projeleriyle İlgili Resmî Taslak’ta elektrik santralleri ve dağıtım ağları için 45 milyon lirası döviz cinsinden olmak üzere toplam 72 milyon lira üretim harcaması öngörülmüş ve 120.000 kw’lık ek yatırım düşünülmüştür.

Zonguldak Kömür Havzasında Zonguldak ilinin merkez ilçesine bağlı ve il merkezinin 17 km. doğusunda bulunan Çatalağzı’nda (Işıkveren), kömür tozlarından yararlanacak biçimde bir termik elektrik santrali yapılması 1938 yılında kararlaştırılmıştır. 1940 yılında bir İngiliz firması ile anlaşma yapılmışsa da santralin inşaatı gecikmeli olarak English Electric firmasına ihale edilmiştir.

Silahtarağa Elektrik Santrali elektrik üretiminde yakıt olarak Zonguldak’tan getirilen kömürü kullanmıştır. Elektrik enerjisi talebindeki artışla birlikte maden kömürü ihtiyacı da giderek artmıştır. Zonguldak’taki madenlerden çıkartılan kömürün İstanbul’a taşınması zamanla kömür havzalarına ve nakil vasıtalarına ağır gelmeye başlamıştır. Kömür taşıma maliyetinin en aza indirilebilmesi amacıyla Anadolu’da enerji kaynağı açısından müsait yerlere tesis edilecek olan santrallerden üretilen enerjinin nakil hatları vasıtasıyla İstanbul’a taşınması fikri benimsendi.  1952 yılından sonra Çatalağzı Termik Santral ile birlikte enterkonnekte sistem vasıtasıyla İstanbul’a elektrik verilmesi bu durumun bir yansımasıdır. 1914’den 1952’ye kadar Silahtarağa Elektrik Santrali İstanbul’un elektrik ihtiyacını tek başına karşılamıştır. 1952 yılından sonra önce Çatalağzı Termik Santrali daha sonra Kuzeybatı Anadolu Santrali ile birlikte şehri beslemeye devam etmiştir. İstanbul’da üretilen elektrik talebinin ve ihtiyaçların artması doğrultusunda enerjisi birkaç yıl içinde 1.000.000 kw/saat’ten 2.000.000 kw/saat’e çıkmıştır.  Günümüzdeki ‘yap-işlet’ ekonomik modeli ülkemizde ilk defa elektrik endüstrisinde uygulanmıştır.

1935 yılında Etibank ve Elektrik İşleri Etüt İdaresi kurulmuştur. Ancak elektrikle ilgili kurumlar görevlerini yerine getirirken bazı sıkıntılar ve aksaklıklar yaşanmıştır. Örneğin kömür ve kaynaklarının kullanılması konusu yaşanan yetki karmaşasından dolayı bazı santrallerin yapımında gecikmeler yaşanmıştır. 35  Bu yüzden Türkiye’de elektrikle ilgili sektörleri tek elde toplanmış ve TEK kurulmuştur.

Şirketler sözleşmelerden doğan haklarını zaman zaman kullanarak elektrik satış fiyatlarına zamlar yapmışlardır. Bu durum otoprodüktör sanayinin doğmasına yol açmıştır. Birçok sanayi şirketi elektriği imtiyazlı şirketlerden almak yerine gereksinimlerini karşılayacak santrallerden alıp işletmeyi tercih etmişlerdir. 37 Karabük Demir Çelik, Seka ve Sümerbank gibi kuruluşlar kendi elektriğini kendileri üreterek otoprodüktör kurumlar olmuşlardır. Otoprodüktör denilen bu şirketler ayrıca ihtiyaç fazlası ürettikleri elektrikten bulundukları şehrin faydalanmasını sağlamışlardır. İlk defa otoprodüktör olan şirketlerden bazıları şunlardır;

 Uşak Şeker Fabrikası
 Eskişehir Şeker Fabrikası
 Turhal Şeker Fabrikası
 Kayseri Sümerbank Fabrikası
 Ereğli Kömür İşletmeleri (EKİ)
 Ereğli (Konya) Sümerbank Fabrikası
 Nazilli Sümerbank Fabrikası
 Gemlik Sümerbank
 Bursa Sümerbank
 Alpullu Şeker Fabrikası
 Malatya Sümerbank
 Maden Etibank
 Karabük Demir - Çelik
 İzmit Seka kâğıt fabrikası
 Sivas Çimento Fabrikası
 Murgul Etibank
 Batman (TPAO)
 Ereğli Demir – Çelik
 Mersin ATAŞ268

DİPNOTLAR

1 Salih Zorlu, “Osmanlı Medeniyetinde Teknoloji Algısı ve Uygulamaları”, Ay Vakti Dergisi, Medeniyet Özel Sayısı, 2007, s.338.
* “Bu deneme hakkında Tahsin Paşa şunları nakletmektedir: “//. Abdülhamid elektrikli aydınlatma için Avrupa’dan deneme mahiyetinde elektrik jeneratörü getirtmiş ancak bir süre sonra bu jeneratörü de kullanımdan kaldırmıştır”. Sezgin, s.68.
2 “...Osmanlı ülkelerinin ve bilhassa İstanbul’un elektrik ışığıyla aydınlatılması hakkında Paris’te Jablochkov usulü elektrik aydınlatma genel şirketi tarafından vekâleten Mösyö Tokas vasıtasıyla gönderilen dilekçe ve belediye ile geçen görüşme üzerine Devlet Şurası, Nafıa Dairesinde tanzim ve Genel Kurulda yapılan ilavelerden sonra Bakanlar kurulunda yazılan mazbata ve buna ait diğer belgeler ilişik olarak takdim edilmiştir. İhtivası hakkında ne şekilde irade buyurularsa ona göre hareket edilecektir.. “ BOA, İradeler Meclis-i Mahsus (İ..MMS.), 64/3006, (15 N. 1296).
* “ Jablochkov; 1876 yılında kendi namına izafeten Jablochkov bujilerini ve daha sonra başka elektrik aletleri keşfetmiş olan bir mucit olarak bilinmektedir. Aliye Onay, “Türkiye’de İlk Elektrik Tesisi”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı.59, 1972, s.31. 232 Onay, s.28.
2-3 Önay, ss.28-32.
4 Hasan Özülkü, ‘Türkiye’de Elektriğin Tarihsel Gelişimine Özet Bakış”, Dünya Enerji Konseyi Türk Milli
Komitesi 10. Enerji Kongresi, İstanbul: Kasım 2006, s.l.
5 Serbest, s. 13.
6 Aytar, Dün, Bugün ve Yarın, s.4.
7 Tevfik Çavdar, ‘Türkiye’de Enerji”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, C.3, İstanbul, İletişim
Yayınları, 1983-1996, s.690.
8 Çelik Gülersoy, “Hürriyet/Elektrikli Tramvay”, Tramvay İstanbul’da, İstanbul: 1989, s.43.
9 “ ...İstanbul’un Rumeli tarafında telefon ve telgrafla yapılan bütün nakillerde kullanılmasından başka işler için de gerekli olan umumi elektrik dağıtımı imtiyazının Ganz şirketine verilmesine ait Devlet Şurası, Maliye, Bayındırlık Maarif Dairelerinde hazırlanan ve ilaveler yapılan mazbatalar ekleriyle beraber arz ve takdim olunduğundan ihtivası hakkında ne şekilde emr olunursa ona göre hareket edileceği beyaniyle teskere takdim olunur... “ BOA, İradeler Dosya Usulü (İ..DUİT.), 34/32, (30 Z. 1327).
10 Mevlüde Kaptı ve Binnur Kıraç, “Monografik Bir Çalışma: Silahtarağa Elektrik Fabrikası”, Tarihi Kültürü ve
Sanatıyla VIII. Eyüpsultan Sempozyumu: Tebliğler (7-9 Mayıs 2004), İstanbul: Eyüp Belediyesi, 2005, s. 29.
11 Onay, s.29.
12 Ali Cengizkan, “Silahtarağa; Bir Endüstri Arkeolojisi Anıtı”, Arradamento Mimarlık Dergisi, Sayı.7-8, 2004,
ss.103-107.
13 Nusret Alpeböz, “İstanbul Elektrik İşletmesinin Tarihçesi”, Elektrik Mühendisliği Dergisi, Sayı. 179, Kasım
1971, s.24.
* “kuvve-i muharrike” harekete geçmek anlamında kullanılmaktadır.
14 Aytar, Dün Bugün ve Yarın, s.4-5.
15 Osman Nuri Ergin, Cumhuriyet ve İstanbul Mahalli İdaresi, s.82.
16 Önay, s.31
17 Reşat Ekrem Koçu, “Elektrik”, İstanbul Ansiklopedisi, 1968, s.4500.
18 Asu Aksoy, Funda Açıkbaş ve Ayşenur Akman, “Silahtarağa Elektrik Santralinin Hikâyesi”, Silahtarağa Elektrik Santrali 1902 - 2004 (The Silahtarağa Power Plant 1902 - 2004) içinde, (1-61), 2. Basım, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2009, s.7.
19 Özkan Ünver, Türkiye’de Elektrik Üretim ve Tüketimi, Ankara: Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Yayınları, 1973, s.40.
Tablo 3 (eski Tablo 28)’in sayfasında
* 1923 yılında İzmir’de yapılan 1. İktisat Kongresinde Atatürk; “Devletin yapısını yaşatmak için dışa başvurmaksızın memleketin kaynak ve gelirleriyle idare etme çare ve önlemlerini bulmak gerekir” demiştir Bunun yanında elektrifikasyon şebekesi ile ilgili; “Bütün memleketi kapsayacak elektrifikasyon teşebbüsünü Türk halkını kalkındıracak başlıca mevzulardan sayarız” demiş ve elektrik enerjisine verilen önemi göstermiştir.
20 Ersin Güler, ‘Türkiye’de Elektrik Üretimi” (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü, 2001), s.4.
21 Ali  Uygar  Gürbüz,  “Elektrik  Sektöründe  Özelleştirme  ve  Türkiye’de  Serbest  Tüketici  Uygulaması”
(Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi Enerji Bilimler Enstitüsü, 2006), s.76.
* “müesses kudret” kurulu güç anlamında kullanılmıştır.
22 Çavdar, s. 691.
23 Ahmet Makal, ‘Türkiye’nin Sanayileşme Sürecinde İşgücü Sorunu,  Sosyal Politika ve İktisadi Devlet
Teşekkülleri: 1930’lu ve 1940’lı Yıllar”, Ameleden İşçiye: Erken Cumhuriyet Dönemi Emek Tarihi Çalışmaları
içinde, İstanbul: İletişim Yayınları, 2007, s. 118.
24 İlhan Tekeli-Selim İlkin, “Devletçilik Dönemi Tarım Politikaları: Modernleşme Çabaları”, Cumhuriyet’in Harcı
Köktenci Modernitenin Ekonomik Politikasının Gelişimi içinde, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul:
2004, s.281.
25 Yahya Sezai Tezel, “Hükümetin Sanayileşme Politikası ve Kamu Kesimi Sanayi Programları”, Cumhuriyet
Dönemi İktisat Tarihi içinde, 5. Basım, İstanbul: Tarih Vakfi Yurt Yayınları, 2002, ss.297-300.
* “Muvazene-i Umumiye Kanunu Münasebetiyle Yapılan Konuşma Tutanakları”, TBMM Tutanak Dergisi,
Devre.5, İctima.69, Celse. 1, C.2 (27 Mayıs 1936), s.265.
26 Özel Şahingiray (drl.), Celal Bayar’ın Söylev ve Demeçleri (1920-1953). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür
Yayınları, 1954. s.249
** “Sair medeni memleketlerde olduğu gibi, bizde de halkın zaruri ihtiyaçları arasına girmekte bulunan ve süratle gelişen sanayimiz ile istikbalde bir kısım demiryollarımızın en önemli ihtiyacını teşkil edecek olan elektrik enerjisini, memleketin her tarafına bol ve ucuz dağıtmak hükümetin başlıca gayelerinden birini teşkil etmektedir. Birkaç su santrali dışında memleketimizde kurulmuş elektrik santralleri, ya ihraca kabiliyeti olan iyi cins taş kömürü veya yabancı illerden getirilen mayi mahrukat (sıvı yakıt) ile işletilmekte ve elektrik enerjisi yüksek fiyatlarla satılmaktadır. Hâlbuki elektrik enerjisinin en ekonomik şartlar içerisinde istihsali memlekette mevcut su kuvetlerinden taşkömüründen veya şimdiye kadar kullanılmayan kömür süprüntülerinden ( Zonguldak havzasındaki mixte ve şlamlar) istifade edecek büyük mıntıka santrallerinin kurulmasıyla mümkün olacaktır.” “Elektrik İşleri Etüt İdaresi Teşkiline Dair Kanunun Esbab-ı Mucibe Layihası”, TBMM Tutanak Dergisi (Zabıt Ceridesi), Devre.5, F. İçtima, Celse. 1, C.4 (14 Haziranl935 Cuma), s. 1-2. Ayrıca Bkz.: Şahingiray, s.62.
27 EMO Enerji Komisyonu, ‘Türkiye’de Elektrik Enerjisi Sektörünün Yapısı ve Tarihsel Gelişimi”, Elektrik
Mühendisliği Dergisi, Sayı.278 (Nisan 1981), s.82.
28 Turhan Güven, “İstanbul’da Elektrik Üretimi, 1937-1970 Arası Tüketim ve Bu Tüketimin Kurumlara Göre
Dağılışı” (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü, 1974),
s.6.
29 Yahya Sezai Tezel, Cumhuriyet Döneminin İktisadi Tarihi, s.317-318.
30 Taş Kömürü Kurumu, Havza Tarihi, http: //www.taskomuru, gov .tr/index. php?page=sayfagoster&id=8 (24.07.2010).
31 “İstanbul’a Anadolu’dan Gelen Elektrik” İETT Dergisi, Sayı. 17 (Şubat 1958), ss.22-24.
32 Hatice Fahrünnisa Ensari Kara, “Silahtarağa Elektrik Santrali”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi,
İstanbul: Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, 1993-1995, s.555.
33 “Elektrik İstihsalinde Rekor”, İETT Dergisi, Sayı.29 (Şubat 1959), s.2.
34 Sadettin Yılmaz,  “Elektrik Enerjisi Üretimi ve Tüketimi” (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1993), s.ll.
35 Mazhar Hiçşaşmaz, ‘Türkiye’de Elektrik Enerjisi”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi,
Cilt. 12, Sayı.3, 1957, s.16.
36 Muammer Yahya İslamoğlu, ‘Türkiye’nin Elektrik Problemi”, Özel iktisadi ve Ticari İlimler Dergisi, Sayı.33,
1970, s.15.
37 Türkiye’de Elektrik Enerjisi Sektörünün Yapısı ve Tarihsel Gelişimi”, s.82.
38 Üstün, s.123.

YAZARIN ÖZGEÇMİŞİ
Mustafa Esenduran
1981 yılında İstanbul’da doğan Mustafa Esenduran, 2003 yılında Pamukkale Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümünü tamamladı. Tekstil sektöründe üretim ve personel şefi sorumluluğu görevinin ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesinde sosyal projeler koordinatörü görevinde bulundu. Belirli bir süre İngiltere Cambridge’de aldığı eğitimin ardından son olarak Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı İktisat Tarihi Programını tamamladı. Çeşitli dernek ve sivil toplum kuruluşlarında yönetim kurulu üyeliği yaptı. 2005 yılından bu yana Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. Genel Müdürlüğü İdari ve Sosyal İşler Müdürlüğünde İdari Memur olarak görev yapmaktadır.

Diğer Teknik Makaleleri okumak için `tık`layın 




ST. Elektrik-Enerji Dergisi

ÇOK OKUNAN 3 HABER
  • YORUMLAR
      Bu Yazı İçin Henüz Yorum Yapılmamış
    1 2 3 4
    Anketler
    Kurumsal
    E-Bülten Üyeliği
    Ad Soyad :
    Email :
    Firma Adı :
    » Enerji» Endüstriyel İletişim » Pano » Endüstriyel Yazılım
    » Kontrol Cihazları » Kontrol Sistemleri » Mekatronik » Sensör
    » Sürücü » Emniyet Çözümleri » Kontrolör » Makine
    » Makina Emniyeti » Pnömatik » Hidrolik » Motor
    » Elektrik » Barkod » Paslanmaz » Çelik
    » Demir » Vinç » Taşıma Üniteleri » Kaldırma Üniteleri
    » Demir Yolu » Konveyör » Robotlu Üretim » Robotik Otomasyon
    » İç Lojistik » Kaynak» Lazer Kesim » Yenilenebilir Enerji