Daha sonra usta sayısının azlığına karşı yeni bir üretim sistemi tasarımlayan Henri Ford da bu servetin ABD’ye akmasına yol açmış. Ford’un “Müşteri istediği renkte araba alabilir, renk siyah olduğu sürece” lafı Toyota mühendislerini tahrik edip de otomobili değişik modellerde üretmeyi sağlayan “yalın” sistemi yaratınca Japonya dünyanın ikinci büyük ekonomisi olmuş.

Doğduğunda bir mekanik ürün olan otomobil zamanla elektronik ve kontrol bilimlerini de gelişmeye zorlayınca mekatronik disiplini doğdu ve dünya bir kez daha değişti.

Otomotiv şu sıralarda dünyayı olmasa bile endüstriyi etkileyecek başka bir gelişme yaşıyor. Adına “sürekli değişebilen aktarma sistemi” diyebileceğimiz bir teknolojiyi adapte ederek diğer endüstrilere öncülük yapıyor.

Bu teknoloji daha fazla kullanılabilir güç, yakıt ekonomisi ve sürüş keyfi sunuyor. Bu teknoloji dişliler yerine karşıt yönlü iki konik kasnağı birleştiren kayış/zincir kullanıyor. Bilindiği gibi motorlar her farklı hızda sabit güç üretemezler ve yalnızca belirli bir hızda maksimum tork, maksimum çekme gücü ve maksimum yakıt verimliliği sunabilirler. Bu yeni sistemde redüktör olmadığı için sistem motordan her zaman maksimum güç ve maksimum yakıt verimliliği alabiliyor. Çoğu okur bu sistemin debriyaj bağımlılığı duymadığını da fark etmiştir.

Bu sistem pek çok endüstriyel ekipman için büyük potansiyel taşıyor. Yeni modellerin bu teknoloji ile üretilmeleri sürpriz olmayacak.

İşin ilginç yanı bu teknolojinin hiç de yeni keşfedilmemiş olması. 1490’da Leonardo da Vinci tarafından bulunmuş. Sadece yüksek güçler için uygun hale getirilememişti, şimdi o engel aşıldı. Ne diyelim, Gök Kubbenin Altında Yeni bir Şey Yok!